Kontrasepsiyon, 4. Bölüm: Onanizm

Kontrasepsiyon

Kontrasepsiyon, 4. Bölüm: Onanizm

PurelyPresbyterian’dan çevrilmiştir

Son yazımızda, kısırlığın ve yaşlılığın evliliğe engel olmadığını ve evlilikten sonra ortaya çıkan kısırlık veya iktidarsızlığın evliliği geçersiz kılmadığını gördük. Ayrıca Kutsal Yazı’nın, evli çiftlerin cinsel ilişkiden uzak durmaları için verdiği dört meşru sebebi inceledik. Uzak durmak kendi başına günahkâr bir eylem değildir; fakat uzak durmanın niyetlerine, yani finis operantis’e (eyleyenin amacına) bağlı olarak günahkâr olabilir. Bu yazıda ise, eyleyenin saf niyetlerinden bağımsız olarak finis operis (eylemin amacı) bakımından günahkâr olan eylemleri inceleyeceğiz.

Kontrasepsiyona karşı çıkmak çoğu zaman Roma Katolik bir öğreti olarak görülür; fakat öyle değildir. Evrensel Kilise’nin, yaratılışa dayanan evliliğin amaçları ve görevlerine ilişkin anlayışı ve evliliğin bu görev ve amaçlarına karşı savaşan günahkâr eylem ve niyetlerin açıkça yasaklanması nedeniyle, bütün mezheplerden Hristiyanlar 1930’lardaki feminist harekete kadar kontrasepsiyon kullanımına oybirliğiyle karşıydılar. 1930’a kadar bütün Protestan mezhepler kontrasepsiyonu günah olarak kınadılar. Anglikan Kilisesi, artan toplumsal baskının etkisiyle, 1930 Lambeth Konferansı’nda bazı durumlarda kontrasepsiyona izin verilmesi yönünde oy kullandı. Bu, herhangi bir tür Protestan kuruluşun kontrasepsiyonu resmen onayladığı ilk seferdi. Ardından, bir yıl sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde Federal Council of Churches of Christ (FCCC), evlilik içinde kontrasepsiyonu onayladı. İlginç bir şekilde, seküler Washington Post gazetesi ertesi gün şöyle karşılık verdi:

“Komitenin raporu uygulamaya geçirilirse, ayrım gözetmeyen ahlâksızlığı teşvik edecek alçaltıcı uygulamalar tesis ederek kutsal bir kurum olarak evliliğin ölüm çanlarını çalacaktır. Yasallaştırılmış kontraseptiflerin kullanımının ‘dikkatli ve ölçülü’ olacağı şeklindeki öneri saçmadır.”

Washington Post, Mesih’in Kiliseleri Federal Konseyi Doğum Kontrolünü Kabul Ediyor, 22 Mart 1931

Yakın zamanlara kadar kontrasepsiyonu yasakladığı oybirliğiyle anlaşılan başlıca pasaj Onan’la ilgili olandır.

Onanizm.

“Ve Yahuda’nın ilk oğlu Er, RAB’bin gözünde kötü idi; ve RAB onu öldürdü. Ve Yahuda Onan’a dedi: Kardeşinin karısının yanına gir, onunla evlen ve kardeşine zürriyet yetiştir. Ve Onan, zürriyetin kendisinin olmayacağını biliyordu; ve vaki oldu ki, kardeşinin karısının yanına girdiği zaman, kardeşine zürriyet vermemek için yere dökerdi. Ve yaptığı şey RAB’bin gözünde kötü idi; bunun için onu da öldürdü.” (Yaratılış 38:7-10)

Onan, akraba-kurtarıcı olarak hareket ederken (asıl törensel yasa henüz tesis edilmeden önce; Yas. 25:5-10), kardeşinin karısına bir soy sağlama konusunda antlaşmaya dayalı bir sorumluluğa sahipti; fakat bu sorumluluğu yerine getirmemek için elinden gelen her şeyi yaptı. Kardeşini kıskandığı ve kendi adını taşımayacak bir çocuk sahibi olmak istemediği için onuncu buyruğa karşı günah işledi. Kadına ve kardeşine karşı sorumluluğunu yerine getirmeyerek, arzularını kadınla bencil ve zina niteliğinde bir şekilde tatmin ettiği için yedinci buyruğa karşı günah işledi. Son olarak, evlilik ilişkilerinin başlıca amacı olan bir çocuğun gebe kalmasını engellediği için altıncı buyruğa karşı günah işledi; levirat evliliği ise, ilk evlilikte kısırlığın çocuk sahibi olmayı engellemesi durumunda bir güvenceydi.

Onan, niyetleri kötü olduğu için finis operantis (eyleyenin amacı) bakımından ve coitus interruptus eylemi cinselliğin bir amacı ve gayesi olan üremeye doğal olmayan bir şekilde karşı savaştığı için finis operis (eylemin amacı) bakımından günah işledi. Bu anlamda “kadının doğal kullanımını” (Rom. 1:27), tohumunu doğal olmayan bir şekilde dökmekle değiştirdi. Onun durumu bütün evli çiftler için geçerlidir; çünkü Kutsal Kitap üremenin evliliğin doğal bir sonucu ve temel amacı olduğunu varsayar. Doğum kontrolünü normal kabul eden, pornografi ve cinsel ahlâksızlıkla dolup taşan modern zihniyetimize bu garip bir yorum gibi gelebilir; fakat ilk dönem Kilisesi’nden çok yakın zamanlara kadar Hristiyanların inandığı şey budur. Şimdi Hristiyanların bu pasajı tarih boyunca nasıl yorumladıklarına bakalım; fakat önce argümanı özetleyeceğiz:

Öncül 1: Evlilik, evlilik sevgisi ve birlikte yaşama, cinsel perhiz armağanına sahip olmayanlar için yedinci buyruğun bir görevidir (Yar. 1:28; 1 Kor. 7:2, 9; Özd. 5:19-20; 1 Pet. 3:7; Özd. 31:11, 27-28). (Westminster Büyük İlmihali, S. 138). Evliliğin amaçları üçtür (Westminster İman İkrarı 24.2): 1) Karı ile kocanın karşılıklı yardımı (Yar. 2:18); 2) İnsanlığın çoğalması/üreme (Yar. 1:28) ve kutsal bir nesille Kilise’nin çoğalması (Mal. 2:15); 3) İffetsizliğin önlenmesi (1 Kor. 7:2 ve 9).

Öncül 2: Evliliğin amaçlarından herhangi birine karşı olan her eylem zorunlu olarak günahkârdır.

Sonuç: Kontrasepsiyon 2. amaca karşı hareket eder ve bu nedenle günahkârdır.

Protestan Yorum Geleneğinde Onanizm.

Aşağıdaki alıntılar (ve daha birçokları) Charles Provan tarafından Kutsal Kitap ve Doğum Kontrolü adlı kitabında derlenmiştir.

Kısmen Westminster Meclisi’nin bazı eski üyeleri tarafından hazırlandığı için zaman zaman Westminster Açıklamaları olarak da bilinen İngiliz Açıklamaları, günahların bu üçlü ağırlaşmasını (altıncı, yedinci ve onuncu buyruklara karşı) şöyle açıklar:

“Bu eylemin şehvet düşkünlüğü şehvet, kıskançlık ve cinayetten oluşuyordu. Birincisi [şehvet], onun bu işe düşüncesizce girişmesinden anlaşılır; görünüşe göre böyle bir amaç için mahremiyet zamanı olan geceyi beklememişti, yoksa yer kadar yataktan da söz edilirdi. İkincisi [kıskançlık] metinden açıktır: ölmüş kardeşinin onurunu kıskanıyordu ve bu nedenle kendi çocuğu değil de kardeşinin çocuğu sayılacak herhangi bir çocuğun babası olmak istemiyordu. Üçüncüsü [cinayet], tohum döküldüğünde yok olan yaşamsal bir tohum gücü bulunmasıdır; bunu yaparak yaşayan bir çocuğun dünyaya gelmesini engellemek, işlenebilecek cinayetin ilk derecesidir; bundan sonraki ise gebe kalma gerçekleştikten sonra onu bozmak ve düşüğe sebep olmaktır. Böyle eylemler Kutsal Yazı’da korkunç suçlar olarak belirtilmiştir; çünkü aksi hâlde birçok kişi bunları işleyebilir ve kötülüğünü bilmeyebilirdi. Ondan önce kardeşi Er’in de bu ölçüde kötülükte kardeşi olduğu düşünülür; yani ikisi de duyusal arzularını tabiatın düzenine karşı tatmin ettiler ve bu nedenle Rab ikisini de aynı şekilde ani bir cezayla ortadan kaldırdı. Bu, evliliği kınayan ve sodomitik kirlilik içinde yaşayan Papacı Onanistler ile evlilik içinde çocukların çoğalmasını (ki bu evlilik hâlinin başlıca kullanımıdır) değil, yalnızca kendi şehvetlerinin tatminini önemseyenler için bir dehşet olabilir.” (Westminster Açıklamaları ve Bütün Kutsal Kitap Üzerine Yorum [1657], Yar. 38:9 üzerine).

Aynı şekilde, Dordrecht Sinodu’nun eski delegeleri de kendi yorumlarında Onan’ın eyleminde altıncı buyruğun sonuçlarını kabul ettiler:

“…bu, bir bakıma, sanki rahimdeki meyveyi çekip çıkarmış ve onu yok etmiş kadar ağırdı.” (Bütün Kutsal Kitap Üzerine Hollanda Açıklamaları [1637], Yar. 38:9 üzerine)

Dikkat edin, “bir bakıma, sanki…” diyor ve tohumun tek başına bir insan varlığı olduğunu iddia etmiyor. Bir insan varlığını meydana getirmek için hem erkeğin hem de kadının birlikte gerekli olduğunu biliyorlardı. Tohumu dökmek, kelimenin gerçek anlamıyla kürtaj veya başka bir şekilde insan hayatını almak gibi cinayet olduğu anlamında değil, altıncı buyruğa karşı bir günah olması anlamında bir tür cinayettir. Dordrecht ve Westminster yorumlarının bu pasaj hakkındaki sözleri bu anlamda anlaşılmalıdır.

Seçebileceğimiz birçok örnek vardır; Hristiyan ilahiyatçılar kontrasepsiyona ve Onanizme kuvvetle ve oybirliğiyle karşıydılar, fakat birkaçını daha inceleyeceğiz. Tohumun kendisinin bir insan varlığı olduğuna değil, gebe kalmayı engellemenin altıncı buyruğa karşı bir günah olduğuna inandıklarına dikkat edin. Ayrıca yalnızca Onan’ın niyetlerinin değil, eylemin kendisinin de günahkâr olduğuna inandıklarını düşünün.

Jean Calvin, Yaratılış 38 üzerine yorumunda şöyle der:

“Onan yalnızca kardeşini kendisine ait olan haktan mahrum bırakmakla kalmadı, aynı zamanda tohumunun yerde çürümesini tercih etti. Erkeğin ve kadının birleşmesi dışında tohumun isteyerek dökülmesi korkunç bir şeydir. Tohumun yere düşmesi için cinsel birleşmeden kasten çekilmek iki kat korkunçtur. Çünkü bu, soyun umudunu söndürmek ve umut edilen nesli doğmadan önce öldürmektir. Bir kadın ilaçlarla rahmindeki cenini dışarı atarsa, bu bağışlanamaz bir suç sayılır; ve Onan, Tamar yeryüzünün gelecekteki bir sakini olacak insanı gebe kalmasın diye toprağı tohumu ile kirleterek, haklı olarak aynı tür cezayı kendi üzerine çekti.”

Bu alıntı, 19. yüzyılın sonlarında Calvin Translation Society tarafından Calvin’in yorumlarından garip bir şekilde çıkarılmıştır; bu nedenle Calvin’e başka bakımlardan aşina olan birçok kişi onun Onanizm hakkındaki görüşünü hiç okumamış olabilir. s. 281’deki 1. dipnot: “Burada bir iki satır ve onuncu ayet hakkındaki yorum çıkarılmıştır.” Christian Classics Ethereal Library (CCEL), çıkarılan yorumları korumaktadır (İngilizcede 235 kelime).

Martin Luther, Yaratılış 38:8-10 üzerine yorumunda şöyle der:

“Onan kötü niyetli ve ıslah olmaz bir alçak olmalıydı. Bu son derece utanç verici bir günahtır. Ensestten ve zinadan çok daha korkunçtur. Buna iffetsizlik, evet, Sodomitik bir günah diyoruz. Çünkü Onan onun yanına gider; yani onunla yatar ve birleşir, fakat dölleme anına gelindiğinde kadın gebe kalmasın diye tohumu döker. Elbette böyle bir anda, Tanrı’nın üremede tesis ettiği tabiat düzenine uyulmalıdır. Buna göre, tohumu üretmek, kadını uyarmak ve tam o anda onu sonuçtan mahrum bırakmak son derece utanç verici bir suçtu… Kardeşine bir soy yetiştirmek yerine kendisini son derece utanç verici bir günahla kirletmeyi tercih etti.”

Fransız Huguenot Jean Mercier (1500-1562):

“Bunun nasıl gerçekleştiğini kavramak ve ifade etmek, müstehcen olduğu için zor görünmektedir; fakat kolayca tasavvur edilir. Çünkü o birleşmede, tohumun boşalma anı geldiğinde, tohum uygun yere, yani karısının rahmine boşaltılmadı, fakat yere döküldü; bunun sonucu olarak hem kadın hem de ölmüş kardeş nesilden mahrum bırakıldı. Günah bütünüyle tabiata ve her türlü edebe aykırıydı ve evliliğin amacına yabancıydı; bu nedenle Tanrı tarafından haklı olarak cezalandırıldı. Bundan dolayı Yahudiler, tohumunu düşüncesizce döken adamın cinayetten suçlu olan kişiye eşit olduğunu söylerler.”

Lutherci yorumcu Lucas Osiander (1534-1604):

“Bu, iğrenç ve zinadan daha kötü bir şeydi. Çünkü böyle kötü bir eylem tabiata karşı savaşır ve bunu yapanlar Tanrı’nın Krallığı’nı miras almayacaklardır (1 Kor. 6:9-10). Evlilik ne kadar kutsalsa, onda kötü ve uygunsuz bir şekilde yaşayıp buna özel kötülük eylemlerini de ekleyenler o kadar az cezasız kalacaktır.”

Henry Ainsworth (1571-1622):

“Merhametsiz ve son derece tabiat dışı bir eylem: Tanrı’nın bereketiyle insanlığın çoğalmasına hizmet etmesi gereken tohumu dökmek; ayrıca bu adamda, yeryüzünün bütün uluslarının kendisinde bereketleneceği Tanrı Oğlu’nun bedene göre soyunun sürmesine hizmet etmesi gereken tohumu dökmek, Yar. 22:18. Bu, günahı son derece dinsiz kıldı ve Onan’ın Tanrı’nın eliyle süratle ölmesini hızlandırdı.”

Lutherci hizmetkâr Johann Gerhard (1582-1637):

“İbrani ve Hristiyan yorumcuların çoğu [gramerden hareketle], Er’in günahının Onan’ın günahıyla aynı türde olduğu sonucuna varırlar; buna efeminelik derler. Augustinus, Faustus’a Karşı adlı eserinin 22. kitabı, 84. bölümünde, bu Er’in bu suçta ağır biçimde günah işlediği sonucuna vardı; çünkü bu günah gebe kalmayı engeller ve cenini kendi tohumunda yok eder.

“Tanrı utanç verici eylemlerden nefret eder ve onları cezalandırır…. Efeminelik günahı ve tohumun isteyerek dökülmesi tabiata aykırıdır; bu, İbraniler tarafından kendi başına cinayetle karşılaştırılır. Thomas [Aquinas] bunun cinayetten daha ciddi olduğunu savunur.”

Gerhard’ın aktardığı Augustinus (354-430) pasajı şöyledir:

“Ve Pavlus neden, ‘Kendine hâkim olamıyorsa evlensin’ demiştir? Elbette, kendine hâkim olamamanın onu zinaya zorlamasını önlemek için. O hâlde, eğer cinsel perhiz uyguluyorsa ne evlensin ne de çocuk sahibi olsun. Fakat kendine hâkim olamıyorsa, utanç içinde çocuk sahibi olmasın ya da daha aşağılık bir birleşme biçimiyle çocuk sahibi olmaktan kaçınmasın diye meşru evliliğe girsin. Meşru olarak evlenmiş bazı çiftler bu sonuncusuna başvururlar; çünkü kişinin meşru eşiyle olan cinsel ilişkisi bile, çocukların gebe kalması engellendiğinde gayrimeşru ve utanç verici bir şekilde gerçekleşebilir. Yahuda’nın oğlu Onan tam olarak bunu yaptı ve Rab bu nedenle onu öldürdü. Dolayısıyla çocukların dünyaya getirilmesi, evliliğin başlıca, doğal ve meşru amacıdır. Bundan şu sonuç çıkar: kendilerine hâkim olamadıkları için evlenenler, kusurlarını evliliğin iyiliğini, yani çocukların dünyaya getirilmesini dışlayacak biçimde sınırlamamalıdırlar.”

William Gouge, Onanizm eyleminden “gereken karşılıklı iyilik görevi”ne [yani evlilik ilişkilerine] karşı bir “kusur” ve günah olarak söz eder (belirtilen diğer kusur, kişinin kendisini diğer eşe vermemesidir); bu görevin “başlıca ve temel amaçlarından” biri “dünyayı meşru bir nesille çoğaltmaktır”:

“Bu görev haklı olarak istendiğinde onu reddetmek, ödenmesi gereken bir borcu reddetmek ve Şeytan’a büyük bir fırsat vermektir. Onan’a verilen ceza (Yar. 38:9-10), bunun ne kadar büyük bir haksızlık olduğunu gösterir. İbraniler bu cezadan, bu günahın bir tür cinayet olduğu sonucunu çıkarırlar. Bunun sebebi nefret, inatçılık, titizlik, çok fazla çocuk sahibi olma korkusu ya da buna benzer başka bir düşünce olduğunda günah daha da ağırlaşır.” (Ev İçi Görevler Üzerine, İkinci Risale, II. Kısım, Karı ile Koca Arasındaki Ortak ve Karşılıklı Görevler Hakkında, § 9).

İngiliz conformist Andrew Willet (1562-1621), Yaratılış Üzerine Hexapla (1595) adlı eserinde:

“Bu, nesil meydana getirme eylemini nesil meydana getirmek için değil, yalnızca zevk için kullandığından tabiat düzenine karşıydı; tesisini bozduğu için Tanrı’ya karşıydı; rahminin meyvesinden mahrum bıraktığı için karısına karşıydı; kendi soyunu engellediği için kendisine karşıydı; çoğalması ve yayılması gereken insanlığa karşıydı… bu kıskançlık günahı, kendisine bir soy yetiştirmesi gereken kardeşine karşıydı.”

William Jenkyn (1612-1685):

“Bu günah [yani zina dışı cinsel ahlâksızlık], bazılarına göre kişi kendi bedeniyle işlediğinde ‘malakia’ ve ‘akatharsia’, yani efeminelik ve murdarlık olarak adlandırılır; Tanrı Onan’ı bundan dolayı öldürdü, Yar. 38:9; 1 Kor. 6:9; Kol. 3:5.” (Yahuda Mektubu’nun Açıklaması, s. 157).

Anglikan ilahiyatçı Jeremy Taylor (1613-1667):

“Evli kişiler için kurallar, ya da evlilik iffeti.

. . .

  1. Kendilerine verilen izin ve özgürlüklerde tabiatın düzenini ve Tanrı’nın amaçlarını gözetmeye dikkat etmelidirler. ‘Karısını bir adamın fahişeye davrandığı gibi kullanan kötü bir kocadır’; başka hiçbir amacı yoktur, yalnızca zevk. Bununla ilgili en iyi kuralımız şudur: Her ne kadar bunda, yeme ve içmede olduğu gibi, tatmin edilmesi gereken ve o arzuyu hoşnut etmeden tatmin edilemeyecek bir iştah bulunsa da, bu arzu ve tatmin tabiat tarafından başka amaçlar için tasarlanmış olduğundan, hiçbir zaman bu amaçlardan ayrılmamalı, daima bunların hepsiyle ya da biriyle birleşmiş olmalıdır: ‘çocuk arzusu, zinadan kaçınmak, ev işlerinin kaygı ve üzüntülerini hafifletmek ya da birbirlerini daha da sevdirmek’; fakat ne eylemde ne de arzuda, duyusallığı onu kutsal kılan bu amaçlardan ayırma niyeti asla bulunmamalıdır. Onan kendi eylemini uygun amacından ayırdı ve karısı gebe kalmasın diye kucaklaşmalarını düzenledi; Tanrı da onu cezalandırdı.” (Kutsal Yaşamın Kuralı ve Uygulamaları, s. 532).

Edward Elton (1637), Koloseliler 3:5 üzerine yorumunda, Onanizmi sodomi ve hayvanlarla cinsel ilişki gibi diğer tabiat dışı günahlarla birlikte ele alır:

“Şimdi burada adı geçen ikinci günah murdarlıktır. Bu günah da Yedinci Buyruğun dışsal bir ihlalidir. Bununla, bedende tabiata karşı işlenen her gerçek kirlenmeyi anlamalıyız. Levililer 18:6-18’de ortaya konan yasak dereceler içindeki kişilerle ensest gibi. Ve tabiata daha da aykırı başka kirlenmeler: Levililer 18:23’te açıkça yasaklanan başka bir türle [hayvanlarla] işlenen; ya da Romalılar 1:26-27’de sözü edilen doğal kullanım için olmayan cinsiyetle işlenen ve sodomi günahı olan; ya da son derece tabiat dışı olan ve kısmen Onan’ın günahı olan şey (Yar. 38:9). Şimdi, bedenin bu kirlenmeleri son derece çirkin ve ağır günahlardır; çünkü yalnızca Tanrı’nın yasasına ve tabiatın ışığına aykırı değildirler—çoğu zaman başka korkunç günahların cezalarıdır ve daima son derece kutsallıktan uzak ve ölü bir yüreğin ardından gelirler. (Rom. 1:24).”

Haddingtonlu John Brown (1722-1787), Yar. 38:9 üzerine:

“Onun günahı son derece ağırdı; yalnızca kardeşinin onuruna duyduğu kıskançlıktan ve vaat edilmiş soyu küçümsemesinden kaynaklandığı için değil, kendi başına korkunç ve tabiata aykırı olduğu için de böyleydi. Bu nitelikte insanlık arasında ne kadar suç işlendiği ve Tanrı’nın bunu ne kadar korkunç biçimde cezalandırdığı ancak son yargıda ortaya çıkacaktır.” (Kendi Kendini Yorumlayan Kutsal Kitap, cilt 1, s. 277).

Metodist/Arminiusçu yorumcu Adam Clark (1762-1832):

“Genellikle Onan’ın günahı olduğu düşünülen kendini kirletme günahı, düşmüş insanın şimdiye kadar işlediği en yıkıcı kötülüklerden biridir. Birçok bakımdan sıradan fuhuştan çok daha kötüdür ve ardından daha korkunç sonuçlar getirir; her ne kadar bir fahişeyle suç teşkil eden bir ilişki düşüncesinden ürperecek kişiler tarafından işlense de…” (Yar. 38:9 üzerine).

  1. yüzyıl Lutherci yorumcuları Keil ve Delitzsch:

“Bu eylem yalnızca kardeşine karşı sevgi eksikliğini, onun malına ve mirasına yönelik aşağılık bir açgözlülükle birlikte açığa vurmakla kalmadı, aynı zamanda evliliğin ilahî kurumuna ve amacına karşı bir günahtı; bu nedenle Yehova tarafından ani ölümle cezalandırıldı.”

Reformcu yorumcu Johann Peter Lange (1802-1884):

“Onan’ın günahı, ölümcül bir kötülük, tiksintiyle karşılanması gereken bir örnektir; yalnızca gizli kendini kirletme günahlarını değil, cinsel ilişkilerdeki bütün benzer suçları ve hatta evliliğin içindeki benzer suçları da mahkûm eder. Genel olarak iffetsizlik, üreme güçlerinin öldürücü bir şekilde israf edilmesi, şeytanî bir hayvanlık, atalara, gelecek nesillere ve kişinin kendi hayatına karşı bir hakarettir. Tanrı’nın suretine karşı işlenmiş bir suç ve hayvanın altına düşüren bir alçalma hâlidir. Dahası, Onan’ın evlilik içinde işlenen suçu son derece tabiata aykırı bir kötülük ve ağır bir haksızlıktı.”

1888 yılında Reformed Presbyterian Church tutanaklarından:

“Bütün kirletici ve alçaltıcı biçimleriyle murdarlığın arttığına inanıyoruz. Kilise üyesi olan birçok kişinin çocuk sahibi olmayı engellemek için araçlar kullandığından, evlilik yatağını şehvetlerini tatmin etmek için kullandığından, kendi hayatlarını mahvettiğinden ve kutsal bir Tanrı’nın gazabını üzerlerine çektiğinden korkuyoruz.”

Lutherci pastör John H. C. Fritz (1874-1953):

“Anne Babalar ile Çocuklar Arasındaki İlişki—bir pastörün evli kişilerin zihnine yerleştirmesi gereken iki şey vardır: 1. Tanrı’nın onların evliliklerini çocuklarla bereketlemesi; 2. Tanrı’nın, çocuklarının Hristiyan olarak yetiştirilmesinden anne babaları sorumlu tutması. Bir koca ve bir karı, Tanrı’nın iradesine göre çocukların babası ve annesi olmalıdır. Tanrı’nın evlilik için amaçlarından biri insan soyunun çoğalmasıdır. Tanrı şöyle der: ‘Verimli olun, çoğalın ve yeryüzünü doldurun’, Yar. 1:28; Mez. 127 ve 128; Dördüncü Buyruk. Evli bir İbrani kadın, çocuksuz olmayı bir sıkıntı sayardı, 1 Sam. 1:1-20. Yahudilerin büyük aileleri vardı; Alman atalarımızın da öyleydi. Bir, iki ya da üç çocuklu aile sistemi Kutsal Yazılar’a aykırıdır; çünkü insanın kendi çocuklarının sayısını keyfî veya kesin bir şekilde sınırlama hakkı yoktur (doğum kontrolü), özellikle de bu yapay veya tabiata aykırı yollarla yapılıyorsa. Yar. 1:28; Mez. 127:3-6; Mez. 128:3-4; Yar. 38:9-10. Kontrol edilemeyen şartlar, doğal kısırlık veya karının ya da kocanın kötü sağlığının çocuk sayısına getirdiği sınırlamalar kuralın istisnasıdır. Çocuk doğurma hem doğal hem de sağlıklı bir süreçtir; doğal işlevlere her türlü müdahale ise zararlıdır.”

Belçika İman İkrarı’nın editörü Franciscus Junius (1545-1602), Onan’ın eyleminden şöyle söz eder:

“Putperestler arasında bile kolayca adı konulamayan, fakat Epiphanius’un tanıklığına göre bir zamanlar Gnostikler tarafından uygulanan en çirkin utanmazlık.”

Junius daha sonra ilk dönem kilise babası Salamisli Epiphanius’tan (315-402) iki pasaj aktarır:

“Birleşmelerine rağmen üremeyi yasaklarlar. Aldatmayı hevesle aramalarının amacı üreme değil zevktir; çünkü şeytan böyle kişilerle alay eder ve Tanrı’nın biçimlendirdiği yaratıkla eğlenir.”

“…Gnostiklerin kötülüğü. İster erkeklerle ister kadınlarla iğrenç eylemlerini gerçekleştirsinler, yine de tohumlamayı yasaklarlar; böylece Tanrı’nın yaratıklarına verdiği üremeyi ortadan kaldırırlar—elçinin dediği gibi, ‘sapıklıklarının hak ettiği karşılığı kendi bedenlerinde alarak’ ve devamı (Rom. 1:27).”

Matthew Poole’un Yaratılış 38:9 üzerine yorumları şöyledir:

“Burada iki şey belirtilir:

“1. Günahın kendisi. Bu günah burada Kutsal Ruh tarafından özellikle tarif edilmiştir; böylece insanlar, kendini kirletme günahının tabiatı ve büyük kötülüğü hakkında bilgilendirilsinler. Bu günah öyledir ki, onu işleyen kişinin üzerine Tanrı’nın olağanüstü cezasını getirmiştir ve yalnızca Kutsal Yazı tarafından değil, tabiatın ışığı ve onu açıkça büyük bir günah ve bir tür cinayet olarak kınayan putperestlerin hükmü tarafından da mahkûm edilmiştir. Bu konuda Latince Sinopsis’ime bakınız [Poole burada Romalı şair Martial’den alıntı yapar]. Bundan, Hristiyanlar arasında ve bize saflık konusunda daha büyük ve daha sıkı yükümlülükler getiren ve hem bedene hem de ruha ait her türlü kirlenmeyi şiddetle yasaklayan Müjde’nin ışığında bu uygulamanın ne kadar kötü ve iğrenç olduğunu yeterince anlayabiliriz.

“2. Bu kötülüğün sebebi. Bu sebep, ya kardeşinden nefret etmesi ya da kendi yüreğinin gururundan kaynaklanan, kardeşinin adına ve onuruna duyduğu kıskançlık gibi görünmektedir.”

New England Püriteni Cotton Mather da Onanizmden “kendini kirletme” olarak söz eder:

“Size, sizi uyardığım suçun, Kutsal Kitabımızda bundan dolayı sonsuza dek damgalanmış tek kişinin adından ONANİZM adını alan o Kendini Kirletme olduğunu söylemenin zamanı geldi.” (Saf Nazir [1723]).

Rabbiler, Onan’ın suçunu coitus interruptus yoluyla kontrasepsiyon olarak yorumladılar. Yahudi yorumcu Rashi, açıklayıcı bir örtmecede buna “içeride harmanlamak, dışarıda savurmak” der. Onan’ın yaptığının israf olduğuna, fakat cezanın Tanrı’ya bırakılması gerektiğine inanıyorlardı.

Brian Harrison şöyle açıklar: “Klasik Yahudi yorumcular—İbrani dilini, gelenekleri, yasayı ve Kutsal Kitap edebî türlerini bilenler—bu Kutsal Yazı pasajında kontrasepsiyonun, tabiata aykırı cinsel ilişkinin ve mastürbasyonun kendi başlarına mahkûm edildiğini kesinlikle gördüler. Tipik bir geleneksel Yahudi yorumu bunu şöyle ifade eder”:

“[Onan], Tanrı’nın kendisine soyun çoğaltılması için verdiği organları, kendi şehvetini tabiata aykırı biçimde tatmin etmek için kötüye kullandı ve bu nedenle ölümü hak etti.” (Bereshis: Yaratılış—Talmudik, Midraşik ve Rabbanî Kaynaklardan Yetkilendirilmiş Bir Yorumla Yeni Çeviri, Brooklyn: Mesorah Publications, 1980, cilt 5, s. 1677).

İskenderiyeli Clement (150-215), Onan’ın “cinsel birleşme yasasını bozduğunu” söyler ve şöyle açıklar:

“İnsanın çoğalması için ilahî olarak tesis edilmiş olması nedeniyle tohum boş yere dışarı atılmamalı, zarar görmemeli ve israf edilmemelidir. Çocuk sahibi olmak dışında bir amaçla cinsel birleşmede bulunmak tabiata zarar vermektir.” (Çocukların Eğitmeni, 191).

Yuhanna Chrysostomos (347-407):

“Meyveyi yok etmeye hevesli olan tarlaya, kısırlık ilaçlarının [oral kontraseptiflerin] bulunduğu yere, doğumdan önce cinayetin bulunduğu yere neden tohum ekiyorsun? Ne yani? Tanrı’nın armağanını mı mahkûm ediyor ve O’nun yasalarıyla mı savaşıyorsun? Yine de böyle bir alçaklık söz konusu. Bu mesele birçok erkeğe, hatta karısı olan birçok erkeğe hâlâ önemsiz görünmektedir. Evli erkeklerin bu kayıtsızlığında daha büyük bir kötü murdarlık vardır; çünkü o zaman zehirler bir fahişenin rahmine karşı değil, haksızlığa uğratılmış kendi karına karşı hazırlanır. Bu sayısız hile ona karşıdır.” (Romalılar Üzerine 24. Vaaz, PG 60, ss. 626-627).

  1. yüzyıl Konstantinopolis Patriği IV. Yuhanna Nesteutes şöyle der:

“Bir kimse şehvetini tatmin etmek veya kasıtlı bir nefretle, kendisinden ya da ondan çocuk doğmaması için bir erkeğe veya kadına bir şey yaparsa, yahut erkeğin dölleyememesi veya kadının gebe kalamaması için onlara içilecek bir şey [pharmakon] verirse, bu cinayet sayılmalıdır.” (Tövbe Kitabı, PG 88:1924A).

Birinci İznik Konsili, Birinci Kanon (M.S. 325):

“Bir kimse hastalık içinde hekimlerin eliyle ameliyat olmuş ya da barbarlar tarafından hadım edilmişse, din adamları arasında kalsın. Fakat bir kimse sağlıklı olduğu hâlde kendisini hadım etmişse, din adamları arasında kayıtlıysa görevden uzaklaştırılmalı ve gelecekte böyle hiç kimse göreve yükseltilmemelidir. Bunun kendi durumlarından sorumlu olan ve kendilerini hadım etmeye cüret eden kişilere atıfta bulunduğu açık olduğuna göre, aynı şekilde barbarlar veya efendileri tarafından hadım edilenler de layık bulunmuşlarsa, kanon böyle kişileri din adamları arasına kabul eder (krş. Yas. 23:1).”

Sonuç.

Bazı doğum kontrolü biçimlerinin düşük yaptırma ihtimalini, ayrıca doğum kontrolüyle, çocuk sahibi olmayı geciktirmek ve sınırlamakla ve emzirmeyi ihmal etmekle bağlantılı sağlık risklerini inceledik. Bir kişi doğum kontrolüne karşı Kutsal Kitap’a dayalı ve tarihsel argümanla ikna olmasa bile, Hristiyanların düşük yaptırma ihtimali bulunan doğum kontrolü yöntemlerini kullanmaması son derece önemlidir; bu, aynı anlama gelir. Ayrıca doğum kontrolünün “istenmeyen gebelik” fikrini nasıl oluşturduğunu ve kürtajların gerçekleşme ihtimalini nasıl artırdığını, bunun yanı sıra cinsel serbestliği nasıl kolaylaştırdığını gördük.

Ardından doğum kontrolünün yakın zamanda ortaya çıkmış bir icat olmadığını gördük. Kullanımı eski dünyada yaygındı ve tarih boyunca putperestler onu kullandılar; fakat Hristiyanlar, çocukların bereketi, evliliğin amacı ve Onanizm günahı hakkındaki anlayışları nedeniyle kullanmadılar. Tıpkı Babil sürgünü sırasında ve diğer zulüm dönemlerinde Kilise’nin durumunda olduğu gibi (Yer. 29:6), Hristiyanlar çocuk sahibi olmanın ve “Tanrı’ya bağlı bir nesil yetiştirmenin” (Mal. 2:15) Kilise’nin büyümesi için hayati olduğunu daima anlamışlardır.

Ayrıca verimli olup çoğalmaya ilişkin Kutsal Kitap buyruğu ve çocuk sahibi olmanın bereketi nedeniyle, üremenin her zaman evliliğin temel bir amacı ve görevi sayıldığını Kutsal Kitap’a dayanarak ve tarihsel olarak gösterdik; bununla birlikte, üremenin bir evliliği evlilik yapan şeyin sine qua non’u olmadığını dikkatle belirttik. Buna ek olarak, kısırlığın ve diğer sağlık sorunlarının evliliği geçersiz kılmadığına dair önemli bir istisnayı ortaya koyduk; çünkü kişinin kontrolü dışındaki ilahî takdir, Kutsal Yazı’daki ahlâkî bir zorunluluğu çiğnemekle aynı şey değildir. Ayrıca günahkâr eylemler (finis operis) ile günahkâr niyetler (finis operantis) arasındaki farkı ve Kutsal Yazı’nın cinsel ilişkiden uzak durmak için verdiği dört meşru sebebi ele aldık; gebe kalmayı engelleme amacıyla uzak durmanın meşru bir sebep olmadığını ve yaratılış düzeninde Tanrı’nın evlilik için belirlediği tasarıma karşı bir hakaret olduğunu belirttik.

Son olarak Yaratılış 38:9-10’u ve bu pasajın, evliliğin temel bir görevini ihlal ettiği için gebe kalmayı engellemeyi yasakladığı şeklinde tarih boyunca nasıl anlaşıldığını inceledik.

Doğum Kontrolünün ve Kilise’nin Tarihi Hakkında Belgeseller.

Bebek Savaşı: Savunucular ve Saf Değiştirenler (internetten ücretsiz izleme).

“Kutsal Kitap, Tanrı’nın evliliği üreme, iffet ve cinsel yakınlığın eşit amaçlarıyla yarattığını öğretir. Fakat Hristiyanların çoğu buna inanmıyor. Cinsel yakınlığı üremeden ayırdık ve bu süreçte iffeti de kaybettik. Evliliğe ve üremeye Kutsal Kitap’a dayalı ve tarihsel bir mercekten daha yakından bakmanın zamanı geldi. Bu belgesel film, saf değiştiren iki savunucunun tarihini inceliyor: Kilise ve Amerika Birleşik Devletleri hükümeti.”

Doğum Kontrolü Filmi.

“İlk ödüllü belgeselimiz DOĞUM KONTROLÜ: Buraya Nasıl Geldik?, izleyicileri doğum kontrolünün tarihi ve onun Kilise, evlilik ve aile üzerindeki etkisi konusunda eğitmek için hazırlandı.

“Yakında çıkacak uzun metrajlı belgeselimiz DOĞUM KONTROLÜ: Bu Bize mi Bağlı?, Hristiyan izleyicileri, çocuklara karşı gerçekten Müjde merkezli bir tutum ve çok nesilli bir miras arzusu ile sağlam Kutsal Kitap öğretisini aile planlaması alanına uygulama konusunda eğitmek için hazırlandı.”

Sayfanın başına dön