Kontrasepsiyon, 2. Bölüm: Hâkimiyet ve Evliliğin Amaçları
PurelyPresbyterian’dan çevrilmiştir
İlk yazımızda düşük yaptırıcılara ön bir bakış atmış, hormonal kontrasepsiyonun düşük yaptırma ihtimalinin bulunduğunu ve bu nedenle, gebe kalmayı engelleme konusundaki tutumları ne olursa olsun, yaşam yanlısı Hristiyanlar için bir seçenek olmadığını belirtmiştik. Ayrıca kontrasepsiyonla, çocuk sahibi olmayı geciktirmek ve sınırlamakla ve emzirmeyi ihmal etmekle bağlantılı bazı sağlık risklerini de inceledik. Bunun yanında, kontrasepsiyonun nasıl “istenmeyen gebelik” fikrini oluşturduğunu ve kürtajların gerçekleşme ihtimalini artırdığını, ayrıca cinsel serbestliği nasıl kolaylaştırdığını gördük.
Ardından kontrasepsiyonun yakın zamanlarda ortaya çıkmış bir icat olmadığını gördük. Kullanımı eski dünyada yaygındı ve tarih boyunca putperestler onu kullanırken, çocukların bereketi, evliliğin amacı ve Onanizm günahı hakkındaki anlayışları nedeniyle Hristiyanlar kullanmadılar. Tıpkı Babil sürgünü ve diğer zulüm dönemlerinde Kilise’nin durumunda olduğu gibi (Yer. 29:6), Hristiyanlar daima çocuk sahibi olmanın ve “Tanrı’ya bağlı bir nesil yetiştirmenin” (Mal. 2:15) Kilise’nin büyümesi için hayati önem taşıdığını anlamışlardır.
Kutsal Yazı’nın Çocuk Sahibi Olmaya İlişkin Modeli.
Kutsal Yazı, çocukların evliliğin gerekli bir sonucu olduğunu ve üremenin evliliğin temel bir amacı olduğunu varsayar. Kısırlık felaket niteliğinde bir şey olarak görülür; her kısırlık örneği ağlama ve ümitsizlik bağlamında yer alır ve büyük bir sıkıntı ve lanet sayılır (İsa’nın Luka 23’te sözünü ettiği, kısır oldukları için şükreden ve dağların üzerlerine düşmesini de dileyen kadınlar hariç).
“İşte, çocuklar RAB’bin mirasıdır; rahmin semeresi onun mükâfatıdır. Yiğidin elinde oklar ne ise, gençlik çocukları da öyledir. Ok kılıfı onlarla dolu olan adama ne mutlu! Utandırılmayacaklar, fakat kapıda düşmanlarla konuşacaklar.” (Mez. 127:3-5).
Özellikle Kilise için sıkıntılı zamanlarda çocuk sahibi olmak önemlidir; çünkü bu, öğrenciler yetiştirmenin başlıca yoludur ve Tanrı kendi Kilisesi’ni antlaşma aileleri aracılığıyla genişletmekten hoşnut olur. İsrail Mısır’da ve Babil’de acı çekerken, çocuk sahibi olmanın elverişsiz ve zor olacağı düşünülebilir; ancak Tanrı’nın halkı bunu bir hayatta kalma yolu olarak gördü. “Fakat onları ne kadar ezerlerse, o kadar çoğaldılar ve arttılar” (Çık. 1:12). “Kendinize karılar alın, oğullar ve kızlar doğurun; oğullarınıza karılar alın ve kızlarınızı kocalara verin ki oğullar ve kızlar doğursunlar; orada çoğalın ve azalmayın.” (Yer. 29:6).
“RAB seninle gençliğinin karısı arasında şahit oldu; sen ona karşı hainlik ettin, hâlbuki o senin arkadaşın ve antlaşmanın karısıdır. Ve bir tek kişi yapmadı mı? Hâlbuki Ruh’un artakalanı onda idi. Ve neden bir? Tanrı’ya bağlı bir nesil arasın diye. Bunun için ruhunuza dikkat edin ve hiç kimse gençliğinin karısına karşı hainlik etmesin.” (Mal. 2:14-15).
“Bununla birlikte, iman, sevgi ve kutsallık içinde ölçülülükle devam ederlerse, kadın çocuk doğurmakla kurtulacaktır.” (1 Tim. 2:15).
“Bunun için genç kadınların evlenmelerini, çocuk doğurmalarını, evlerini yönetmelerini ve düşmana kötü konuşması için hiçbir fırsat vermemelerini isterim.” (1 Tim. 5:14).
Ayrıca 1 Kor. 7:1-16, 1 Timoteos 2 ve 3, Titus 1 ve 2, Kol. 3:18-21, Elçilerin İşleri 21, Luka 23:28, Luka 1:7 vb. yerlerde çocukların evliliğin bir parçası ve muhtemel bir sonucu olduğu varsayılır. Dolayısıyla, kişinin kendisini gebe kalamayacak ve çocuk doğuramayacak hâle getirmeye aktif olarak çalışmasının, Kutsal Yazı’nın çocuk sahibi olmaya ilişkin modeliyle tamamen bağdaşmadığı açıktır. Hollandalı Reformcu ilahiyatçı Jacobus Koelman şöyle yazmıştır:
“Bu bağlamda [evlilik yatağıyla ilgili olarak], Tanrı özel bir şekilde imanla tanınmalı, O’ndan korkulmalı ve O’na tapınılmalıdır. Rahmi açan da kapatan da O’dur (Yar. 16:2; 30:22; 1 Sam. 1:5). Mezmur yazarı, çocukların RAB’den bir miras ve rahmin semeresinin O’nun mükâfatı olduğunu söyler (Mez. 127:3). Bu nedenle, İshak ve Hanna’nın dua ettiği gibi (Yar. 25:11; 1 Sam. 1:12), Rab’den alçakgönüllülükle, bizi çocuk armağanıyla lütfetmesinin O’nu hoşnut etmesini istemeliyiz. Ve insanlar özellikle çocuk sahibi olmaktan korkmaktan, çocuk sahibi olmayı engellemek için bir şey yapmaktan ya da Rab evliliği verimli kılıp bereketlerse üzülmekten sakınmalıdırlar.” (Ebeveynlerin Görevleri, s. 37).
Hâkimiyet Buyruğu.
Kutsal Yazı’nın çocukların bereketine ilişkin genel modelinin yanı sıra, Kutsal Yazı üremenin de buyurulduğunu öğretir; bu, yalnızca yeryüzünü nüfusla doldurmaları için Âdem ve Nuh’a verilmiş bir buyruk değil, evliliğin temel bir amacı ve görevi olarak bütün insanlık için geçerli bir buyruktur. Jean Calvin, Yaratılış 1:28 üzerine yorumunda şöyle der: “Tanrı’nın bu bereketi, insan soyunun kendisinden aktığı kaynak olarak görülebilir. Ve bunu yalnızca bütün insanlıkla ilgili olarak değil, dedikleri gibi, her bir özel durumda da böyle değerlendirmeliyiz.” Kontrasepsiyon, “verimli olun, çoğalın, yeryüzünü doldurun ve ona hâkim olun…” şeklindeki hâkimiyet buyruğunu ihlal eder.
Verimli olma ve çoğalma bereketi ve görevi Kutsal Yazı’da tekrar tekrar belirtilir. Tanrı bunu Âdem’e (Yar. 1), sonra Nuh’a (Yar. 9) verir ve özü itibarıyla İbrahim’e (Yar. 17), Yakup’a (Yar. 28 ve 35), Musa’ya (Lev. 26), Yeremya’ya (23. bölüm) ve Hezekiel’e (36. bölüm) tekrarlar. Son göndermenin (Hezekiel 36) İsa tarafından Yeni Antlaşma çağına atıfta bulunmak için kullanıldığını (Yuh. 3) belirtmek önemlidir. Ayrıca Yeremya 23’te söz konusu zaman dönemi şu sözlerle belirtilir: “İşte, günler geliyor, diyor RAB, Davud’a doğru bir Dal çıkaracağım; bir Kral hüküm sürecek ve başarılı olacak, yeryüzünde hüküm ve adalet uygulayacak.” (a. 5). Bu, evlilik içindeki üremenin yalnızca yeryüzü nüfusunun düşük olduğu dönemlerde Âdem ve Nuh’a verilmiş olumlu bir buyruk değil, tamamlanışa kadar devam eden bir yaratılış düzenlemesi olduğunu gösterir (Mat. 22:30). Bu, evli çiftler ve bütün insanlık için norm olmaya devam etmektedir.
Üreme: Evliliğin Temel Bir Amacı ve Görevi.
Kutsal Kitap açısından ve hukuken, üreme her zaman evliliğin temel bir amacı ve görevi olarak anlaşılmıştır. Westminster İman İkrarı, “Evlilik, karı ile kocanın karşılıklı yardımı; meşru bir nesille insanlığın ve kutsal bir nesille Kilise’nin çoğalması; ve iffetsizliğin önlenmesi için düzenlenmiştir” (24:2) derken, diğer şeylerin yanı sıra üremenin temel rolünü vurgular. Westminster Büyük İlmihali de benzer şekilde, evliliğin, evlilik sevgisinin ve birlikte yaşamanın, cinsel perhiz armağanına sahip olmayanlar için yedinci buyruğun bir görevi olduğunu belirtir (Yar. 1:28; 1 Kor. 7:2, 9; Özd. 5:19-20; 1 Pet. 3:7; Özd. 31:11, 27-28). (S. 138)
Ayrıca Westminster Açıklamaları ve Bütün Kutsal Kitap Üzerine Yorum, çocukların çoğalmasının “evlilik hâlinin başlıca kullanımı” olduğunu belirtir (Yar. 38:9 üzerine). Ortak Dua Kitabı, “çocukların dünyaya getirilmesini ve Rab’bin bilgisi ve sevgisinde yetiştirilmesini” (aynı zamanda eşler arasındaki “karşılıklı sevinç, yardım ve teselli”yi) evliliğin başlıca “Tanrı tarafından tesis edilme amaçlarından” biri olarak ifade eder. Westminster ilahiyatçısı William Gouge, Ev İçi Görevler Üzerine adlı eserinde çocukların dünyaya getirilmesinden tekrar tekrar “evliliğin başlıca amaçlarından biri” ve “gereken karşılıklı iyilik görevi”nin (yani evlilik ilişkilerinin) amaçlarından biri olarak söz etmiş; bunun amaçlarından birinin de “dünyayı meşru bir nesille çoğaltmak” olduğunu belirtmiştir. Jean Calvin, Yaratılış 1:28’deki üreme hakkında şu yorumu yapar: “Tanrı’nın başlangıçtan beri düzenlediği o saf ve meşru çoğalma yolu sağlam kalmaktadır; sağduyunun ihlal edilemez olduğunu ilan ettiği tabiat yasası budur” (s. 98). Arthur Pink, kontrasepsiyon konusundaki evrensel ve tarihsel anlayışın değişmekte olduğu bir dönemde yaşadı ve bu nedenle şöyle dedi:
“Şimdi, evliliğin tesis edilmesinin belirli sebepleri olması gerektiği açıktır. Kutsal Yazı’da üç tanesi verilir. Birincisi, çocukların çoğaltılmasıdır. Bu, onun açık ve normal amacıdır: ‘Ve Tanrı insanı kendi suretinde yarattı; onu Tanrı’nın suretinde yarattı; onları erkek ve dişi olarak yarattı’ (Yar. 1:27)—ikisi de erkek ya da ikisi de kadın değil, bir erkek ve bir kadın; ve bunun maksadını hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açıklamak için Tanrı, ‘Verimli olun ve çoğalın’ dedi. Bu nedenle evliliğe ‘matrimony’ denir; bu sözcük annelik anlamını taşır, çünkü bakirelerin anne olmasına yol açar. Bu nedenle, hayatın en verimli dönemi geçmeden, erken yaşta evlenmek arzu edilir: Kutsal Yazı’da iki kez ‘gençliğinin karısı’ ifadesini okuruz (Özd. 5:18; Mal. 2:15). Çocukların çoğaltılmasının evliliğin ‘normal’ amacı olduğunu belirttik… ‘Doğum kontrolü’ denen şeye inanmıyoruz…”
A. W. Pink (1886-1952), İbraniler Mektubu’nun Açıklaması adlı eserinde 13:4 üzerine yorumu
Martin Luther şöyle demiştir: “Evliliğin amacı zevk ve rahatlık değil, çocukların dünyaya getirilmesi ve eğitilmesi ve bir ailenin geçindirilmesidir…. Çocukları sevmeyen insanlar domuz, aptal ve kalın kafalıdır; erkek ve kadın olarak adlandırılmaya layık değildirler, çünkü evliliğin Yaratıcısı ve Kurucusu olan Tanrı’nın bereketini küçümserler” (Hristiyanlık Tarihi, Sayı 39, s. 24). John Locke ve William Blackstone, üremeden evlilik kurumunun “başlıca amacı” olarak söz ettiler (Yargıç Roberts, Obergefell v. Hodges, karşı oy görüşü, s. 6). Modern zamanlara kadar seküler hukuk uzmanları bile üremenin evliliğin temel bir amacı olduğunu ve bu bağın koparılmasının sodomitik evlilikler için mantıksal ve kültürel bir emsal oluşturduğunu kabul etmişlerdir: “Evliliğin amacına ilişkin bu geleneksel anlayış bugün herkesin kulağına doğru gelmiyorsa, bunun sebebi muhtemelen evlilik ile üreme arasındaki bağın yıpranmış olmasıdır” (Yargıç Alito, Obergefell v. Hodges, karşı oy görüşü, s. 4). Son olarak Alan Keyes, Illinois Senatosu için Barack Obama’yla yaptığı tartışmada, moderatörü ve izleyicileri hayrete düşüren bu doğrultuda bir argüman ileri sürer.
Daha birçok kişi alıntılanabilir, fakat bu, üremenin evliliğin temel bir amacı olduğunu ve yaratılış düzenine dayandığını göstermeye yeterlidir. Bu serinin son iki yazısında, kontraseptif eylemlerin (yani hormonal yöntemlerin, bariyer yöntemlerin, coitus interruptus’un vb.) evliliğin ve cinsel ilişkinin tabiatına karşı hareket ettikleri için nasıl günahkâr olduklarını inceleyeceğiz (olasılığın bulunmaması değil, ona karşı hareket edilmesi söz konusudur). Ayrıca bu eylemleri, ritim yöntemi ya da Doğal Aile Planlaması (DAP) gibi diğer yöntemlerden ayıracağız; bunlar finis operis (eylemin amacı) bakımından günahkâr değildir, fakat gebe kalmayı engellemek için kullanılırlarsa finis operantis (eyleyenin amacı) bakımından günahkârdırlar. Krş. Reformcu Skolastisizm: Amaçları Ayırt Etmek.
Bu, çocuk sahibi olma çağını geçmiş yaşlı kişilerin evlenemeyeceği ya da kısırlığın bir evliliği geçersiz kıldığı anlamına mı gelir? Bir sonraki yazımızda bu itiraza cevap vereceğiz ve günahkâr eylemler bakımından finis operis’i (eylemin amacı) ve finis operantis’i (eyleyenin amacı) ele alacağız. Aynı zamanda Kutsal Yazı’nın, karı ile kocanın cinsel ilişkiden geçici olarak uzak durmaları için verdiği meşru niyetleri de inceleyeceğiz; bunların hiçbirinin amacı gebe kalmayı engellemek değildir.