Kilisenin Toplu İbadetinde Esinlenmiş Mezmurlar mı, Esinlenmemiş İlahiler mi?

İbadetinde

Kilisenin Toplu İbadetinde Esinlenmiş Mezmurlar mı, Esinlenmemiş İlahiler mi?

“Original Covenanter”, 1881, TrueCovenanter

Okuyucunun kolaylığı için yalnızca bazı bölümler çevrilmiş ve farklı bir sıraya göre düzenlenmiştir.

Yeni Antlaşma, doğru yorumlandığında, Rabbimiz’in ve O’nun elçilerinin ibadette “hamt kurbanı” (İbraniler 13:15), yani yalnızca esinlenmiş Mezmurlar Kitabı’nda bulunan “mezmurlar, ilahiler ve ruhani ezgiler”i (Efesliler 5:19) kullandıklarına dair yeterli kanıt sunar. Tarih de onların hemen ardından gelenlerin bu uygulamadan ayrıldığını göstermez. İlahi ibadetteki bu bozulmanın, Hristiyanlık çağının ilk dönemlerinde diğer bozulmalarla paralel olarak geliştiği doğrudur. Üçüncü yüzyılda Mezmurlar o kadar değerli görülüyordu ki, Kilise’nin çocuklarının bugün hâlâ yaptığı gibi ezberleniyordu. Anne babalar ve pastörler tarafından erken yaşta verilen bu tür eğitim o kadar önemli ve yaygındı ki, bu şekilde yetiştirilen çocuklara pueri psalmorum, yani “Mezmur çocukları” deniliyordu.

Dördüncü yüzyılda Ariusçular, Donatistler ve diğer mezhepler, “insanlar tarafından oluşturulan şarkılar aracılığıyla zihinlerindeki sarhoşluğu alevlendirerek” kendi şarkıları yoluyla sahte ve sapkın öğretilerini öylesine yaymışlardı ki, yaklaşık 360 yılında Laodikya Konsili esinlenmemiş bütün şarkıların kilisede kullanılmasını yasakladı; 451 yılında toplanan Kalkedon Konsili de bu kararı onayladı. (Dr. Binney, s. 368.) Kilise tarihini okuyan herkes, Roma Katolik keşişlerinin çeşitli tarikatlarının, sapkın dogmaları ve diğer yozlaşmalarıyla birlikte nasıl şarkılar besteleyip bunların sayısını artırdığını iyi bilir. Bunlar aracılığıyla Müjde karartıldı ve “Karanlık Çağlar” Hristiyan dünyasının üzerine yayıldı.

Rab, Luther’in, onun çağdaşlarının ve ardından gelenlerin hizmeti aracılığıyla Piemonte, Bohemya ve başka yerlerdeki tanıklarının tanıklığını karanlıktan çıkardığında, Mezmurlar Reformasyon kiliselerindeki yerlerine yeniden döndürüldü. Luther müzik konusunda yetenekliydi ve kendisi de birçok ilahi besteledi; fakat Mezmurlar ile kendi ilahileri arasındaki ayrımı dikkatle koruyordu. Doğu Pensilvanya’da yaşayan yaşlı bir hanımın, “Luther’in bizzat yayımladığı Almanca bir Mezmur kitabına” sahip olduğu söylenir. Kitabın sonunda Luther’in ilahilerinden oluşan bir derleme bulunmaktadır; fakat yaşlı hanım, Almanya’daki gençlik yıllarında “o kitaptaki talimatların titizlikle uygulandığını ve toplu ibadette yalnızca Davut’un Mezmurları’nın söylendiğini” belirtmektedir. Bilindiği gibi aynı kural, Avrupa’daki ve Britanya Adaları’ndaki diğer bütün Reform kiliselerinde de hâkimdi.

Bu yüzyılın başlarında, Pensilvanya’nın orta kesimindeki bir bölgede, uzun yıllar boyunca Presbiteryen bir cemaatin çobanlığını yapmış olan bir pastör hayata veda etti. Uzun hizmeti boyunca Tanrı’ya sunulan övgüde yalnızca Mezmurlar kullanılmıştı. Hâlâ hayatta olan ilahi yöneticisi artık yaşlanmıştı. Bir süre sonra cemaatin çoğunluğu, yaşlı pastörün yerine geçmesi için bir halef çağırdı. Gençliğinin en güçlü çağındaydı, ilahiyat okulundan yeni mezun olmuştu ve Atlantik kıyısındaki şehirlerin en gözde cemaatlerinde görülen bütün “gelişmeler”le tam bir uyum içindeydi.

Yeni pastörün kürsüde ilk kez vaaz ettiği Pazar sabahı, saygıdeğer selefinin izlediği alışılmış düzeni takip etmedi. Bu düzen, ilahi huzurun ve iyiliğin çağrılmasıyla, ardından ibadet edenlerin Tanrı’nın övgülerini ruhla ve anlayışla söylemeye hazırlanması için mezmur söyleyişinin bir bölümünün açıklanmasıyla başlardı. Bunun yerine yeni pastörün ilk yaptığı şey, kusursuz ve zarif bir beyefendinin görünüşü ve tavrıyla ayağa kalkmak oldu. Elinde bir ilahi kitabı tutuyordu ve “bir ilahi ilan etti”!

Yaşlı ilahi yöneticisi her zamanki yerinde, kürsünün önünde bulunuyordu. Yeni pastör, onun cemaati bu yeni “ilahi hizmetinde” yönetmesini bekleyerek ayakta durdu. Fakat yaşlı adam itaat etmek yerine yerinden kalktı, üç köşeli şapkasını aldı ve ağır adımlarla kilisenin orta koridorundaki uygun bir yere doğru ilerledi. Sonra dönerek hâlâ kürsüde duran pastöre şöyle dedi:

“Bayım, kırk yıldır bu cemaatin ilahi yöneticisiyim. Bugün bana cehennemdeki bütün şeytanların yapamayacağı şeyi yaptın. Bu cemaatte Tanrım’ı övmem için ağzımı kapattın.”

Sonra kapıdan yavaşça çıktı; uzaklaşırken ağlıyordu ve bir daha asla geri dönmedi. Bu, olaya gözleriyle tanıklık eden birinin aktardığı dokunaklı bir sahnenin gerçek anlatımıdır. Gerçekten de kendi günlerimizde buna az çok benzeyen benzer olayları sık sık işittik.

Tanrı’nın kutsal yerinde O’na sunulan övgünün içeriği olarak Mezmurlar’ın tek başına kullanılmasından uzaklaşmaya yönelik ilk teşvik, Dr. Isaac Watts’ın Davut’un Mezmurları’nın Bir Taklidi başlıklı eserinden geldi. Bu metinler Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Presbiteryenler arasında çok tanınır hâle geldi. Reform Presbiteryen Kilisesi’nden merhum Dr. James R. Wilson, ilahi bir buyruğun bu şekilde bozulmasına karşı bir panzehir olarak Dr. Isaac Watts’ın Kendi Yazılarıyla Bir Ariusçu Olduğunun Kanıtlanması başlıklı bir kitapçık yayımladı. Bu eser, görünürdeki dindarlığından dolayı Dr. Watts’ın doğru öğretiye bağlı olduğunu sanma yanılgısına düşmüş birçok kişinin gözünü açtı.

Oldukça yaygın olmasına rağmen bundan daha büyük bir aldanış yoktur. “Kendilerini satın alan Rab’bi inkâr eden” Ariusçu ve Sosinyen, en doğru öğretiye bağlı ilahiyatçı kadar dindarca konuşup yazabilir; onlar “tatlı ve güzel sözlerle saf kişilerin yüreklerini aldatırlar” (Romalılar 16:18). Tek Kurtarıcı’nın her şeye gücü yeten tanrılığını inkâr eden sapkınlıklarını açıkça ve cesurca dile getirselerdi, birçok kişi alarma geçer ve avcının tuzağından kurtulurdu.

Yukarıda bir örneği verilen, ilahileri “zorla ve şiddetle” kiliseye sokma yönteminin zamanla kötü bir politika olduğu anlaşıldı. Daha sessiz ve daha başarılı bir yöntem, dolaylı biçimde hareket etmekti. Pazar Okulu umut verici bir yol açtı. Çocukların bu yenilikten kısa sürede etkilenmeleri kuşkusuzdu. İlahileri bir dereceye kadar anlayabiliyorlardı; oysa Mezmurlar gizemle örtülü ve sembollerin altında karartılmış görünüyordu. Öyle ki Dr. Watts bile onların anlaşılmazlığından yakınmıştı.

Bu sırada kilise hizmetkârları, Pazar sabahları mezmur söyleyişinin bir bölümünün açıklanmasını gerektiren kuralı bir kenara bırakmışlardı. Zamanla hizmetkârların çoğu Mezmurlar konusunda çocuklar kadar bilgisiz hâle geldi. Pastörler, gözetmenler ve öğretmenler, üçüncü buyruğun yasaklarını göz ardı ederek gençlere ilahi adları ve sıfatları sıradan ve saygısız biçimde kullanmayı öğrettiler. Böylece esinlenmiş bir Mezmur ile esinlenmemiş bir ilahi arasındaki ayrımı yavaş yavaş ortadan kaldırdılar.

Yenilikçilerin, Mezmurlar’ı bir kenara bırakma veya değerlerini düşürme yönünde herhangi bir niyetleri olduğunu inkâr ettikleri doğrudur. Hatta Mezmurlar’a çok değer verdiklerini ileri sürmüşlerdir ve hâlâ da sürmektedirler; zaman zaman onları överler. Tanrı’ya hiçbir ayrım gözetmeden hem Mezmur hem de ilahi sunarlar. Bu, “eşiklerini Benim eşiğimin yanına ve sövelerini Benim sövelerimin yanına koymaları”na [Hezekiel 43:8] fazlasıyla benzemektedir. Yahut Kral Ahaz’ın iki sunağına benzer: Kurbanlar için Şam sunağı, tunç sunakla ilgili olarak ise, “Onunla ben ilgileneceğim” demişti (2. Krallar 16:15).

Fakat Tanrımız kıskanç bir Tanrı’dır. Kabul edeceği ibadeti belirleme konusundaki yalnızca Kendisine ait olan ayrıcalığı kullanır. Yeni Antlaşma altındaki ibadet edenler ve onların hizmeti, Eski Antlaşma’dan alınan adlarla tanımlanır (İbraniler 13:15). Hem ibadet edenlerin hem de sundukları adakların kusursuz olması gerekir. “Sürüsünde erkek bir hayvan bulunduğu hâlde adak adayan ve Rab’be kusurlu bir hayvan kurban eden hilekâr” için korkunç bir lanet vardır (Malaki 1:14). Tanrı’ya “gerçekte” tapınılmalıdır (Yuhanna 4:24).

Belki de Kilise’nin bu çağında Protestanlar arasında bundan daha yaygın biçimde yayılan hiçbir yanılgı yoktur: Her insanın, Tanrı’ya övgü olarak sunulacak şarkılar oluşturmak için eşit ve ilahi bir hakka sahip olduğu düşüncesi.

Şimdi hiç kimse, kendi yerlerinde tutuldukları sürece genel olarak şiire veya özel olarak Müjde’ye uygun ilahilere karşı söyleyecek bir sözümüz olduğunu düşünmesin. Fakat bunlar Kutsal Kitap’la rekabete girdiklerinde veya Kutsal Kitap’ın herhangi bir bölümünün yerine kullanılmaya başlandıklarında, bu kutsala saygısız müdahaleye Kutsal Yazı’nın yetkisiyle ve ciddi bir protestoyla karşı çıkılmalı ve sınır konulmalıdır.

Çünkü açıkça küfre düşmeden Mezmurlar Kitabı’nın yerine bir “taklit” kabul edebiliyorsak, aynı ilkeye göre Kutsal Kitap’ın diğer bütün kitaplarının yerine de onların taklitleri kabul edilebilir. Böylece Dr. Watts, Cuyler ve Musgrave’in öğretilerinin bizi farkında olmadan götürdüğü imansızlık noktasına ulaşırız. Elbette bu üç tanınmış ilahiyatçının adını yalnızca, aynı derecede eğitimli fakat Kilise için tehlikeli olan çok büyük bir insan topluluğunun temsilcileri olarak kullanıyoruz.

Bu çağın yenilikçileri, belki de Yeşaya peygamberin şu sözlerle uyarmak üzere gönderildiği kişilerden daha bilge değildir:

“İşte, ateş yakan ve kendinizi kıvılcımlarla kuşatan hepiniz! Kendi ateşinizin ışığında ve tutuşturduğunuz kıvılcımların arasında yürüyün! Benim elimden alacağınız budur: Acı içinde yatacaksınız” (Yeşaya 50:11, ESV).

Tanrı’ya sunulan övgü konusunda O’nun ibadetinin saflığını savunanlar zaman zaman “saçma sözler” söylüyor veya “akılsızlık” suçlamasına layık görünüyorlarsa, Rab’bin peygamberinin bu korkunç uyarısında tarif edilenlerin suçuyla ve sonuyla karşılaştırıldığında onların suçu ve cezası nispeten hafif görülmelidir.

Sayfanın başına dön