Anne Babalara Bir Söz

Anne Babalara

Anne Babalara Bir Söz

A. W. Pink (1886–1952)

Sarsılmaz Kalvinist teolojisi ve Kutsal Yazılar’ın yetkisine olan derin bağlılığıyla tanınan İngiliz teolog, pastör ve yazar.

Yirminci yüzyıl “Medeniyetimizin” en üzücü ve en trajik özelliklerinden biri, çocukluk yıllarında çocukların anne babalarına itaatsizliğinin korkunç derecede yaygın olması ve büyüdüklerinde onlara karşı hürmet ve saygı göstermemeleridir. Bu durum birçok şekilde kendini göstermektedir ve ne yazık ki Hristiyan olduğunu ikrar edenlerin ailelerinde bile genel bir hâl almıştır. Yazar, son otuz yıl boyunca yaptığı geniş kapsamlı seyahatlerde pek çok evde konaklamıştır. Bunlardan bazılarının dindarlığı ve güzelliği kutsal ve hoş hatıralar olarak kalmıştır; fakat bazıları da son derece acı verici izlenimler bırakmıştır. Kendi bildiğini okuyan veya şımartılmış çocuklar yalnızca kendilerini sürekli bir mutsuzluğa sürüklemekle kalmaz, temas ettikleri herkese de huzursuzluk verir ve davranışlarıyla gelecek günlerde yaşanacak kötülüklerin habercisi olurlar.

Vakaların büyük çoğunluğunda suçlanması gerekenler çocuklardan çok anne babalardır. Nerede görülürse görülsün, anneye ve babaya saygı gösterilmemesi büyük ölçüde anne babaların Kutsal Yazılar’daki örnekten uzaklaşmasından kaynaklanmaktadır. Günümüzde baba, çocuklarına yiyecek ve giyecek sağlamakla ve ara sıra bir tür ahlâk polisi gibi davranmakla yükümlülüklerini yerine getirdiğini düşünür. Anne ise çoğu zaman çocuklarını yararlı insanlar olarak yetiştirmek yerine kendisini onların kölesi hâline getirerek evin bütün angaryalarını yüklenmekle yetinir. Kızlarının yapması gereken birçok işi, onların uçarı bir arkadaş çevresinin boş eğlencelerine zaman ayırabilmeleri için kendisi yapar. Bunun sonucunda düzeni, kutsallığı ve sevginin egemenliği sayesinde yeryüzünde küçük bir cennet olması gereken ev, birinin özlü bir şekilde ifade ettiği gibi, “gündüzleri bir benzin istasyonuna, geceleri ise bir otoparka” dönüşmüştür.

Anne babaların çocuklarına karşı görevlerini ana hatlarıyla açıklamadan önce, kendilerini yönetmeyi öğrenmedikçe çocuklarını gerektiği gibi terbiye edemeyecekleri belirtilmelidir. Kendi tutkularına serbestçe hükmetme izni veriyorlarsa, küçüklerindeki dik başlılığı bastırmayı ve öfkeli bir mizacın ortaya çıkmasını engellemeyi nasıl bekleyebilirler? Anne babaların karakteri çok büyük ölçüde çocuklarında yeniden ortaya çıkar: “Ve Âdem yüz otuz yıl yaşadı ve kendi benzeyişinde, kendi suretine göre bir oğul babası oldu” (Yaratılış 5:3). Bir anne veya baba, küçüklerinden haklı olarak itaat bekleyecekse, önce kendisi Tanrı’ya boyun eğmelidir. Bu ilke Kutsal Yazılar’da tekrar tekrar vurgulanır: “Öyleyse başkasına öğreten sen, kendine öğretmez misin?” (Romalılar 2:21). İhtiyar veya pastör hakkında, “Kendi evini iyi yöneten, çocuklarını tam bir ağırbaşlılıkla itaat altında tutan biri olmalı. Çünkü bir kimse kendi evini yönetmeyi bilmiyorsa, Tanrı’nın Kilisesi’yle nasıl ilgilenecek?” diye yazılmıştır (1. Timoteos 3:4–5). Bir erkek veya kadın kendi ruhunu yönetmeyi bilmiyorsa (Süleyman’ın Özdeyişleri 25:28), çocuklarıyla nasıl ilgilenecektir?

Tanrı, anne babalara son derece ciddi bir sorumluluk, fakat aynı zamanda son derece değerli bir ayrıcalık emanet etmiştir. Gelecek neslin umudunun ve bereketinin ya da lanetinin ve belasının onların ellerine bırakıldığını söylemek abartı olmaz. Aileleri hem Kilise’nin hem de Devlet’in fidanlıklarıdır ve gelecekte ne kadar verimli olacakları, şimdi nasıl yetiştirildiklerine bağlıdır. Ey anne babalar, size emanet edilen görevi ne büyük bir dua ve özenle yerine getirmelisiniz! Tanrı çocuklarınızın hesabını kesinlikle sizin elinizden soracaktır; çünkü onlar O’nundur ve yalnızca bakıp korumanız için size ödünç verilmişlerdir. Size verilen görev kolay değildir; özellikle de son derece kötü olan bu günlerde. Bununla birlikte, güven ve ciddiyetle arandığında, Tanrı’nın lütfunun bu sorumlulukta da diğerlerinde olduğu gibi yeterli olduğu görülecektir. Kutsal Yazılar bize uyacağımız kurallar, tutunacağımız vaatler ve şunu da ekleyebiliriz ki bu meseleyi hafife almamamız için korkutucu uyarılar sunmaktadır. Burada anne babalara düşen başlıca görevlerden yalnızca dördünü ele alabilecek yerimiz vardır.

Birincisi, çocuklarınızı ÖĞRETMEK sizin görevinizdir. “Bugün sana buyurduğum bu sözler yüreğinde olacak. Onları çocuklarına iyice belle­teceksin. Evinde otururken, yolda yürürken, yatarken ve kalkarken onlardan söz edeceksin” (Yasanın Tekrarı 6:6–7). Bu iş başkalarına bırakılmayacak kadar önemlidir; küçükleri eğitmesi Tanrı tarafından istenenler Pazar Okulu öğretmenleri değil, anne babalardır. Bu, ara sıra veya düzensiz olarak yapılacak bir şey değil, sürekli dikkat gösterilmesi gereken bir iştir. Tanrı’nın yüce karakteri, kutsal Yasası’nın gerekleri, günahın son derece günahlı oluşu, Oğlu’nun harikulade armağanı ve O’nu küçümseyip reddeden herkesin kesin payı olan korkunç hüküm, küçüklerinizin zihinlerinin önüne tekrar tekrar getirilmelidir. “Böyle şeyleri anlayamayacak kadar küçükler” sözü, sizi görevinizi yerine getirmekten alıkoymak için Şeytan’ın ileri sürdüğü bir iddiadır.

“Ey babalar, çocuklarınızı öfkelendirmeyin; onları Rab’bin terbiyesi ve öğüdüyle yetiştirin” (Efesliler 6:4). Burada özellikle “babalar”a hitap edildiğine dikkat edilmelidir. Bunun iki nedeni vardır:

  1. Ailelerinin başı olmaları ve ailenin yönetiminin özellikle kendilerine emanet edilmiş olması;
  2. Bu görevi eşlerinin üzerine bırakmaya eğilimli olmaları.

Bu öğretim, çocuklara Kutsal Yazılar okunarak ve yaşlarına en uygun konular daha geniş biçimde açıklanarak verilmelidir. Bunun ardından onlara ilmihal öğretilmelidir. Gençlere kesintisiz bir konuşma yapmak, öğretimi sorular ve cevaplarla çeşitlendirmek kadar etkili değildir. Okuduğunuz şey hakkında kendilerine sorular sorulacağını bilirlerse daha dikkatli dinlerler; cevaplar oluşturmaları da kendi başlarına düşünmeyi öğrenmelerini sağlar. Ayrıca bu yöntemin hafızayı daha güçlü kıldığı görülmüştür; çünkü belirli sorulara cevap vermek, daha belirgin düşünceleri zihne yerleştirir. Mesih’in öğrencilerine ne kadar sık soru sorduğuna dikkat edin.

İkincisi, iyi öğretime iyi bir ÖRNEK eşlik etmelidir. Yalnızca dudaklardan çıkan bir öğretinin kulaklardan daha derine inmesi pek mümkün değildir. Çocuklar tutarsızlıkları fark etmekte ve ikiyüzlülüğü küçümsemekte özellikle hızlıdırlar. Anne babaların en çok bu konuda Tanrı’nın önünde yüzüstü kapanmaları, şiddetle ihtiyaç duydukları ve yalnızca O’nun sağlayabileceği lütfu her gün O’ndan dilemeleri gerekir. Çocuklarınızın önünde zihinlerini bozabilecek veya örnek aldıklarında kendileri için kötü sonuçlar doğurabilecek bir şey söylememek ya da yapmamak için ne kadar dikkatli olmalısınız! Size saygı ve hürmet göstermesi gerekenlerin gözünde sizi iğrenç ve değersiz hâle getirebilecek her şeye karşı ne kadar sürekli tetikte olmalısınız! Anne baba yalnızca çocuklarına kutsallık yollarını öğretmekle kalmamalı, kendisi de onların önünde o yollarda yürümeli ve yaşayışıyla, davranışlarıyla İlahi Yasa tarafından yönetilmenin ne kadar hoş ve yararlı olduğunu göstermelidir.

Hristiyan bir evde en yüce amaç aile dindarlığı, yani Tanrı’nın her zaman onurlandırılması olmalıdır. Diğer her şey bu yüce amaca bağlı kılınmalıdır. Aile hayatı konusunda ne koca ne de karı, evin dinsel karakterine ilişkin bütün sorumluluğu diğerinin üzerine atabilir. Çocuklar babadan çok annenin yanında bulundukları için anne, babanın çabalarını mutlaka tamamlamalıdır. Babalar gereğinden fazla katı ve sert olmaya eğilimliyse, anneler de gereğinden fazla gevşek ve hoşgörülü olmaya eğilimlidirler; bu nedenle kocalarının yetkisini zayıflatacak her şeye karşı çok dikkatli olmalıdırlar. Baba bir şeyi yasakladığında anne ona izin vermemelidir. Efesliler 6:4’teki öğütten önce “Ruh’la dolun” buyruğunun gelmesi (5:18), Koloseliler 3:21’deki paralel öğütten önce ise “Mesih’in sözü bütün zenginliğiyle içinizde yaşasın” öğüdünün yer alması (ayet 16) dikkat çekicidir. Bu, anne babaların Ruh’la ve Söz’le dolmadıkça görevlerini yerine getirmelerinin mümkün olmadığını gösterir.

Üçüncüsü, öğretim ve örnek DÜZELTME ve TERBİYE ile pekiştirilmelidir. Bu, her şeyden önce yetkinin kullanılması, yani Yasa’nın gerektiği şekilde egemen olması demektir. Tanrı, “iman edenlerin babası” hakkında şöyle dedi: “Çünkü onu seçtim; oğullarına ve kendisinden sonra ev halkına doğruluk ve adalet uygulayarak RAB’bin yolunu tutmalarını buyursun da RAB İbrahim hakkında söylediğini onun üzerine getirsin” (Yaratılış 18:19). Hristiyan babalar, bunu dikkatle düşünün. İbrahim iyi öğütler vermekten daha fazlasını yaptı; evinde yasa ve düzeni yürürlüğe koydu. Uyguladığı kuralların amacı “RAB’bin yolunun”, yani O’nun gözünde doğru olanın korunmasıydı. Atamız bu görevi, Tanrı’nın bereketi ailesinin üzerinde olsun diye yerine getirdi. Ödül ve cezayı içeren ev kuralları olmadan hiçbir aile gerektiği gibi yetiştirilemez. Bunlar özellikle ahlâki karakterin henüz oluşmadığı ve ahlâki nedenlerin henüz anlaşılmadığı veya değer görmediği erken çocukluk döneminde önemlidir.

Kurallar On Emir gibi basit, açık, makul ve değişmez olmalıdır: Çok sayıda önemsiz kısıtlama yerine birkaç büyük ahlâki kural. Çocukları gereksiz yere öfkelendirmenin bir yolu, onları anne babanın aşırı titiz mizacından kaynaklanan binlerce önemsiz kısıtlama ve keyfî, ayrıntılı düzenlemeyle engellemektir. Çocuğun gelecekteki iyiliği için erken yaşta boyun eğmeyi öğrenmesi hayati önem taşır. Terbiye edilmemiş çocuk, yasasız bir yetişkin demektir. Hapishanelerimiz, gençliklerinde kendi istediklerini yapmalarına izin verilmiş kişilerle doludur. Bir çocuğun evin yöneticilerine karşı işlediği en küçük suç bile gereken düzeltme yapılmadan geçiştirilmemelidir. Çünkü bir konuda veya bir suçta hoşgörü gördüğünde, diğerlerinde de aynısını bekleyecektir. Sonra itaatsizlik giderek daha sık hâle gelecek ve sonunda anne babanın kaba kuvvet dışında hiçbir denetimi kalmayacaktır.

Kutsal Yazılar’ın bu konudaki öğretisi son derece açıktır. “Akılsızlık çocuğun yüreğine bağlıdır; fakat terbiye değneği onu kendisinden uzaklaştırır” (Süleyman’ın Özdeyişleri 22:15; ayrıca bkz. 23:13–14). Bu nedenle Tanrı şöyle demiştir: “Değneğini esirgeyen oğlundan nefret eder; fakat onu seven zamanında terbiye eder” (Süleyman’ın Özdeyişleri 13:24). Yine şöyle der: “Umut varken oğlunu terbiye et; fakat onun ölümünü istemeye kalkma” (Süleyman’ın Özdeyişleri 19:18). Akılsızca bir düşkünlüğün sizi engellemesine izin vermeyin. Tanrı’nın çocuklarını, sizin kendi çocuklarınızı sevebileceğinizden çok daha derin bir baba sevgisiyle sevdiği kesindir; yine de bize şöyle der: “Ben sevdiklerimin hepsini azarlar ve terbiye ederim” (Vahiy 3:19; ayrıca bkz. İbraniler 12:6). “Değnek ve azarlama hikmet verir; fakat kendi hâline bırakılan çocuk annesini utandırır” (Süleyman’ın Özdeyişleri 29:15). Bu sertlik çocuğun erken yıllarında, yaşı ve inatçılığı onu düzeltmenin korkusuna ve acısına karşı katılaştırmadan önce uygulanmalıdır. Değneği esirgerseniz çocuğu şımartırsınız! Değneği ona uygulamazsanız, kendi sırtınız için bir değnek hazırlarsınız!

Yukarıdaki Kutsal Yazı ayetlerinin ev hayatına bir korku yönetiminin hâkim olması gerektiğini hiçbir şekilde öğretmediğini belirtmeye neredeyse gerek yoktur. Çocuklar anne babalarına duydukları saygı ve sevgiyi kaybetmeyecekleri biçimde yönetilip terbiye edilebilirler. Makul olmayan taleplerle onların mizacını acılaştırmaktan veya kendi öfkenizi boşaltmak amacıyla onlara vurarak onları öfkelendirmekten sakının. Anne baba itaatsiz bir çocuğu öfkeli olduğu için değil, doğru olduğu için, Tanrı bunu istediği ve çocuğun iyiliği bunu gerektirdiği için cezalandırmalıdır. Yerine getirmeye niyetiniz olmayan bir tehdidi asla savurmayın; tutmaya niyetiniz olmayan bir vaatte de bulunmayın. Çocuklarınızın iyi bilgilendirilmesinin iyi olduğunu, fakat iyi denetim altında tutulmalarının daha iyi olduğunu unutmayın.

Çocuğun çevresinin farkında olunmadan bıraktığı etkileri dikkatle göz önünde bulundurun. Evinizi bedensel ve dünyasal şeyler getirerek değil, yüce ideallerle, özverili bir ruh aşılayarak ve nazik, mutlu bir birliktelik oluşturarak çekici kılmanın yollarını arayın. Küçükleri kötü arkadaşlardan uzak tutun. Evinize giren dergi ve kitapları, zaman zaman sofranıza oturan konukları ve çocuklarınızın kurduğu arkadaşlıkları dikkatle denetleyin. Anne babalar çoğu zaman dikkatsizce başkalarının çocuklarına serbestçe yaklaşmasına izin verirler. Bu kişiler, anne babalar farkına varmadan onların yetkisini zayıflatır, ideallerini altüst eder ve hafiflik ile kötülük tohumları ekerler. Çocuğunuzun yabancıların yanında bir gece geçirmesine asla izin vermeyin. Çocuklarınızı öyle yetiştirin ki kızlarınız kendi nesillerinin yararlı ve yardımsever üyeleri, oğullarınız ise çalışkan ve kendi geçimlerini sağlayabilen kişiler olsunlar.

Dördüncüsü, çocuklarınızın hem geçici hem de ruhsal iyiliğiyle ilgili son ve en önemli görev, onlar için Tanrı’ya hararetle YALVARMAKTIR; çünkü bu olmadan diğerlerinin hepsi etkisiz kalacaktır. Rab bereketlemedikçe kullanılan araçlar hiçbir işe yaramaz. Çocuklarınızı Tanrı için yetiştirme çabalarınızın başarıyla taçlandırılması için Lütuf Tahtı’nın önünde içtenlikle yalvarılmalıdır. Elbette O’nun egemen iradesine alçakgönüllülükle boyun eğmek ve Seçilmişlik gerçeğinin önünde eğilmek gerekir. Diğer yandan, İlahi vaatlere tutunmak ve doğru kişinin etkili, hararetli duasının çok şey başardığını hatırlamak imanın ayrıcalığıdır. Kutsal Eyüp hakkında, oğulları ve kızlarıyla ilgili olarak, “Sabah erkenden kalkar ve hepsinin sayısına göre yakmalık sunular sunardı” diye yazılmıştır (Eyüp 1:5). Dua ruhu bütün eve yayılmalı ve o evi paylaşan herkes tarafından solunmalıdır.

 

Sayfanın başına dön