Lütfun Seçilişteki Egemenliği – Horatius Bonar

Seçilişteki

Horatius Bonar’dan

“Akılsız insan, yaban eşeğinin sıpası insan doğduğu zaman bilge olur.” (Eyüp 11:12)

Sonuç olarak, o seçilişi adaletsiz, taraflı ve keyfî bir sistem olarak görür; bize de, eğer insanın bütünüyle acizliği ve Tanrı’nın egemen seçilişi diye bir şey varsa, o zaman insanın mahvolmasında suçlu olmadığını söyler.

İnsanın büyük sapkınlığı ve günahta ölülüğü — öyle ki kendisini kurtaramaz — ve Tanrı’nın bütün üstün egemenliği — öyle ki O dilediğini kurtarır — insan gururuna son derece hoş gelmeyen öğretilerdir. Fakat bunlar Kutsal Kitap’a uygundur.

Neden çarmıhtaki haydutlardan biri kurtuldu da diğeri mahvoldu? — “Evet, Baba, çünkü böyle olması Sana hoş göründü.” Tanrı onu kurtarmak zorunda değildi. Tanrı, ilki gibi kendisini kurtaramayan diğerini de kurtaracak yeterli güce sahipti. Farkı ne oluşturdu? — Tanrı’nın Egemen Lütfu.

Neden Pavlus kurtuldu da Yahuda mahvoldu? İlki kurtarılmayı hak ettiği ve ikincisi mahvolmayı hak ettiği için mi? Hayır, hiç kimse kurtarılmayı hak etmiyordu. İlki Tanrı’nın lütfu için uygun bir nesneydi de diğeri uygun değil miydi? Hayır, ilki diğerinden daha uygun değildi. Pavlus Mesih’i seçti de Yahuda O’nu reddettiği için mi? Peki, Pavlus’un Mesih’i seçmesi nasıl oldu? — Mesih onu seçtiği için olmadı mı?

Neden Yahudiye bir ışık ülkesi oldu da Mısır karanlık ülkesi olarak kaldı? Farkı kim oluşturdu? İnsan mı, Tanrı mı? Tanrı İsrail’de ışığın doğmasını sağlarken Mısır’ı ölüm gölgesinde bırakmakla adaletsiz miydi? İsrail böyle bir ayrıcalığı hak etmek için ne yapmıştı?

Neden Büyük Britanya bir ışık ülkesi de Afrika bir karanlık ülkesi oldu? Farkı kim oluşturdu? Müjde’yi Britanya’ya kim gönderdi ve Afrika’dan kim esirgedi? Tanrı bu büyük kıtayı Şeytan’ın ellerinde bırakıp bu küçük adayı onun boyunduruğundan kurtarmakla adaletsiz midir?

Hiç kimse kurtuluşu hak etmemiştir. Hiçbir insan kurtuluşa başka birinden daha uygun değildir. Tanrı hiç kimseyi kurtarmak zorunda değildi. Tanrı herkesi kurtarabilirdi. Fakat O yalnızca bazılarını kurtardı. Herkesi kurtarabilecekken bazılarını kurtarması adaletsizlik midir? Karşı çıkanlar şöyle der: “Ah, kaybolanlar, Mesih’i reddettikleri için kayboldular.” Fakat başlangıçta herkes Mesih’i aynı şekilde reddetmedi mi? Bazılarının imansızlığını ortadan kaldıran neydi? Bunu onlar istedikleri için mi oldu, yoksa Tanrı kendi gücünü onların üzerine koyduğu için mi? Elbette ikincisi. O, gücünü herkesin üzerine koyup hiçbirinin Mesih’i reddetmesini engelleyemez miydi? — Fakat yine de bunu yapmadı. Neden? Çünkü bu O’nun gözünde iyi olan şeydi.

Herkes eşit biçimde ölüme mahkûmken Tanrı’nın yalnızca bazılarını kurtarması adaletsizlik midir? Değilse, O’nun bu birkaç kişiyi kurtarmayı önceden belirlemesinde ve diğerlerini kurtarılmamış olarak bırakmasında herhangi bir adaletsizlik var mıdır? Sonsuz bilgeliğinde onları kurtarması O’nda adaletsizlik miydi? Yoksa hepsini kurtarmaması O’nda adaletsizlik miydi? Eğer herkes mahvolsaydı, O’nda hiçbir adaletsizlik olmayacaktı. Öyleyse yalnızca bazılarını kurtarmayı seçmesinde nasıl adaletsizlik olabilir?

Egemenlik olmayan yerde lütuf olamaz. Tanrı’nın dilediğini seçme hakkını inkâr edin, O’nun dilediğini kurtarma hakkını da inkâr etmiş olursunuz. O’nun dilediğini kurtarma hakkını inkâr edin, kurtuluşun lütufla olduğunu da inkâr etmiş olursunuz. Eğer kurtuluş insanın görülen ya da önceden görülen işlerine bağlı hâle getirilirse, bu lütfun sonu olur.

Günümüz tartışmalarından biri Tanrı’nın İRADESİ ile ilgilidir — evrende düzenleyici güç ve canların kurtuluşunu güvence altına alan neden Tanrı’nın iradesi midir, yoksa insanın iradesi midir? Bugün Tanrı’nın iradesinin tek tek kişiler ve olaylar üzerindeki üstün egemenliği sorgulanmaktadır. Şeyler Tanrı’nın iradesine değil, insanın iradesine bağlı kılınmıştır. İmana dönüş Tanrı’nın iradesine değil, insanın iradesine bağlı kılınmıştır. Hangi bireylerin cennete gireceğine Tanrı’nın değil, insanın iradesi karar vermelidir. Kurtulanların adlarını Kuzu’nun Yaşam Kitabı’na Tanrı’nın değil, insanın kalemi yazmalıdır! İnsanın iradesinin özgürlüğü için çok büyük bir gayret gösterilirken, Tanrı’nın iradesinin özgürlüğü için pek az kıskançlık kalmış gibi görünmektedir. İnsan, Tanrı’nın onların iradelerini kontrol etmesinin adaletsiz ve zalimce olduğunu ileri sürer; fakat Tanrı’nın iradesini zincire vurma ve yönlendirme çabalarında hiçbir adaletsizlik, hiçbir gurur, hiçbir şeytani şey görmezler…

İnsan bunlara spekülasyon diyebilir. Bunları faydasız diye mahkûm edebilir. Fakat Kutsal Yazı şöyle der: “Yasaya ve tanıklığa!” (Yeşaya 8:20). Onların spekülasyon dedikleri bu şeylerle Kutsal Kitap dopdoludur. Orada insan umutsuz bir solucuktur ve kurtuluş baştan sona Rab’dendir. Evrenin yasası insanın iradesi değil, Tanrı’nın iradesidir. Eğer Müjde’yi koruyacaksak, lütfu sıkı tutacaksak ve Yehova’nın onurunu muhafaza edeceksək, bu gerçekleri zayıf bir elle değil, sıkı bir elle kavramalıyız. Çünkü eğer Egemen Yehova diye bir Varlık yoksa, o zaman evren çok geçmeden kaosa döner; ve eğer seçici sevgi diye bir şey yoksa, Mesih’in her vaizi dudaklarını kapatabilir ve yeryüzündeki her günahkâr sözle anlatılamaz bir umutsuzluk içinde yere düşebilir.

Sayfanın başına dön