Tanrı’nın Gözünde Gizli Günahlarımız

Gizli

Tanrı’nın Gözünde Gizli Günahlarımız

Edward Payson (1783–1827)

…Mezmur yazarı Tanrı’ya hitap ederek şöyle der: “Fesatlarımızı kendi önüne, Gizli günahlarımızı yüzünün nuruna koydun.” (Mezmur 90:8)

“Fesatlarımız”, açıkça işlediğimiz suçlardır. “Gizli günahlarımız” ise yüreğin günahlarıdır; bunlar âdeta bütünüyle Tanrı’nın yüzünün önüne, doğrudan doğruya O’nun gözü önüne konulmuştur. Tanrı onları Kendi kutsallığının ve yüceliğinin berrak, saf ve her şeyi açığa çıkaran ışığında görür. Şimdi, günahlarımızı O’nun gördüğü gibi — yani gerçekte oldukları hâliyle — görmek istiyorsak; onların sayısını, karalığını, suçluluğunu ve her günahın kötülüğünü görmek istiyorsak, kendimizi mümkün olduğu ölçüde O’nun bulunduğu konuma yerleştirmeli ve günaha O’nun gözlerinden bakıyormuşuz gibi bakmalıyız. Kendimizi ve günahlarımızı, O’nun yüzünün nuruyla aydınlanan dairenin merkezine yerleştirmeliyiz; orada O’nun bütün sonsuz yetkinlikleri açıkça görünür, dehşet uyandıran haşmeti seyredilir, yücelikleri dayanılmaz bir parlaklıkla ışıldar, yanar ve gözleri kamaştırır. Bunu yapabilmek için düşüncelerimizde, Tanrı’nın görülmediği ve neredeyse unutulduğu, bu nedenle de O’na karşı günah işlemenin kötülüğünün tam olarak kavranamadığı bu karanlık ve günahlı dünyayı geride bırakmalı; O’nun kutsallığının ve yüceliğinin meskeni olan göğe yükselmeliyiz. Orada Tanrı, burada yaptığı gibi Kendisini eserlerinin ve ikincil nedenlerin perdesi ardında gizlemez; örtüsüz Tanrı olarak parlar ve gerçekte olduğu gibi görülür.

Okurlarım, bu uçuşu gerçekleştirmeye çalışalım. Mübarek Kurtarıcımızın göğe yükselirken izlediği yolu takip ederek evrenin büyük başkentine, büyük Kral’ın sarayına ve tahtına doğru yükselelim. Yükseldikçe yeryüzü görüşümüzden silinmeye başlıyor. Şimdi dünyaları, güneşleri ve yıldızları geride bırakıyoruz. Şimdi O’nun yaratılışının en uç sınırına ulaşıyoruz. Son yıldız da kayboluyor ve yaratılmış ışığın tek bir ışını bile artık görünmüyor. Fakat yeni bir ışık doğmaya ve üzerimizde parlamaya başlıyor. Bu, ardına kadar açılmış kapılarından bir yücelik seli hâlinde taşan göğün ışığıdır. Bu ışığın içinden geçerken göğün ezgileri kulaklarımıza ulaşmaya başlıyor. Göksel tatlılığa sahip, fakat çok suların uğultusu ve güçlü gök gürlemeleri kadar kuvvetli seslerin şöyle haykırdığı duyuluyor: “Halleluya; çünkü her şeye kadir olan Rab Allahımız saltanat sürüyor! Taht üzerinde oturana, ve Kuzuya ebetler ebedince bereket ve hürmet ve izzet ve kudret olsun.” (Vahiy 19:6; 5:13)

Bir an sonra kapılardan içeri girdin. Şehrin ortasındasın; ebedî tahtın önündesin; Tanrı’nın doğrudan huzurundasın! O’nun bütün yücelikleri, tüketen bir ateş gibi çevrende alev alev yanıyor! Et ve kan buna dayanamaz. Bedenin çözülüp toprağa dönüşüyor; fakat ölümsüz ruhun, ruhların Babası’nın önünde çıplak olarak duruyor. Topraktan bedenini kaybetmiş olması, ruhunu algılama gücünden yoksun bırakmamıştır. Hayır; artık baştan başa göz, baştan başa kulaktır. Ruhunun göz kapaklarını bile kapatamaz, çevreni kuşatan ve yoğunlaştırılmış bir ışık, hissedilebilen bir yücelik gibi görünen o göz kamaştırıcı ve ezici parıltıları bir an olsun dışarıda tutamazsın! Gerçekte hiçbir biçim görmezsin; fakat yine de bütün ruhun Yehova’nın doğrudan ve korkunç huzurunu açıkça ve kesinlikle algılar.

Hiçbir yüz görmezsin; fakat yine de, Tanrılığın bütün yetkinliklerinin parladığı korkunç haşmetli bir yüzün, nereye dönersen dön üzerine ışık saçtığını hissedersin. Hiçbir göz görmezsin; fakat yine de yürekleri bilen, her bakışı ruhunu şimşek gibi delen, her şeyi bilen paklığın nüfuz edici bir gözü, çevreni kuşatan uzayın her yanından sana bakıyor gibidir. Kendini bir varoluş, akıl, yetkinlik ve yücelik atmosferiyle sarılmış ya da bunlardan oluşan bir okyanusa batmış hissedersin; derinliğini kavrayamadığın, genişliğini hiçbir zaman tam olarak tarif edemeyeceğin bir okyanusa. Fakat bu sonsuz Varlığı kavramaktan bütünüyle âciz olduğunu hissederken, O’na ilişkin görüşlerin ulaşabildiği ölçüde kusursuz biçimde açık ve belirgindir. Sonsuz, ebedî ve lekesiz bir Zihin hakkında en canlı algılara ve en derin izlenimlere sahipsin. Bu Zihinde geçmiş, şimdiki ve gelecek bütün şeyler en kusursuz uyum içinde görülür, en mükemmel düzene göre sıralanır ve en kesin doğrulukla belirlenir. [Sen,] sonsuz bir kolaylıkla dileyen, fakat iradesinin eylemlerine her şeye gücü yeten ve karşı konulamaz bir kudretin eşlik ettiği; dünyaları, güneşleri ve yıldızları uzaya, çiftçinin toprağa tohum atmasından daha büyük bir kolaylıkla serpen bir Zihni [algılarsın]. [Sen,] evrenin her yanını hayat, akıl, kutsallık ve mutlulukla sulayan bütün ırmakların Kendisinden aktığı; buna rağmen hâlâ dolu, taşkın ve tükenmez olan bir Zihni [algılarsın]. Ayrıca bu sonsuz, ebedî, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, hikmeti sınırsız ve her şeyi yaratan Zihnin kusursuz ve özsel olarak kutsal, pak bir kutsallık alevi olduğunu; böyle olduğu için de günaha sözle anlatılamaz ve uzlaşmaz bir tiksinti ve nefretle baktığını açıkça ve kesinlikle algılarsın. O’nun egemenliğinin bütün genişliği boyunca yankılanan bir sesle, evrenin Egemen Hükümdarı ve Yasa Koyucusu olarak şöyle dediğini duyarsın: “Mukaddes olacaksınız; çünkü ben Allahınız RAB mukaddesim.” (Levililer 19:2) Tahtının kuşatıldığını görürsün; göğün yalnızca bu buyruğa itaat edenlerle dolu olduğunu görürsün. Binlerce binler ve on binlerce on binler melek görürsün: pak, yüce ve görkemli akıllı varlıklar. Bunlar O’nun kusursuz suretini yansıtır, O’nun yüceliği uğruna ateş alevleri gibi gayretle yanar ve her biri âdeta aklın, bilginin, kutsallığın ve sevginin yoğunlaştığı birer merkez gibi görünür. Orduların RABBİ’nin her yeri dolduran kutsallığını ve yüceliğini durmaksızın ilan ederler.

Şimdi, okurlarım, günahlarınızı gerçekte oldukları hâliyle görmeye hazırsanız; onların sayısını, büyüklüğünü ve suçluluğunu doğru biçimde değerlendirmek istiyorsanız, onları bu kutsal yere getirin. Burada lekesiz paklığın beyazlığından ve yüceliğin parıltılarından başka hiçbir şey görülmez. Burada güneşin kendisi bile yalnızca kara bir nokta gibi görünürdü. Bütün bu meleksel akıllı varlıkların ortasında, sonsuz Tanrı yüzünün bütün ışığını çevrene saçar hâlde dururken, hayatını incele, suçlarını seyret ve nasıl göründüklerine bak. Huzurunda bulunduğun Tanrı’nın günahı yasaklayan Varlık olduğunu; çiğnediğin ebedî yasanın O’na ait olduğunu ve her günahın O’na karşı işlendiğini iyice hatırla.

Bunu aklımızda tutarak Mezmur yazarının “fesatlarımız” dediği şeyi, yani açıkça işlediğimiz günahları öne çıkaralım. Bunların Tanrı’nın yüzünün nurunda nasıl göründüklerine bakalım.

İçinizden herhangi biri tanrısız, kutsal değerlere saygısız ve yozlaştırıcı sözler söylemekten suçlu mudur? Böyle sözler gökte nasıl duyulur? Meleklerin kulaklarında, dilimizi bize yüce amaçlar için vermiş olan Tanrı’nın kulaklarında nasıl duyulur? Şimdiye dek söylediğin bu tür sözlerin hepsini önüne getir. Onları bir kitapta yazılıymış gibi gör. Onları okurken, Tanrı’nın gözünün de aynı anda okuduğunu hatırla. Sonra şöyle de: “Bunlar ölümsüz bir varlığın söylemesine uygun sözler midir? Bunlar Tanrı’nın işitmesine uygun sözler midir?” Özellikle herkes, Rab’bin adını küfürlü ve boş bir biçimde kullanarak Üçüncü Buyruğu çiğneyip çiğnemediğini araştırsın. Eğer bunu yapmışsa, bu türden bütün suçlarını önüne getirsin ve Tanrı’nın huzurunun ışığında nasıl göründüklerine baksın. Ey günahkâr, tatlı adını küfrettiğin ve ayaklar altına aldığın Varlık budur. O, sana korkunç bir hoşnutsuzlukla bakarak şöyle der: “Allahın RABBİN ismini boş yere ağza almıyacaksın; çünkü RAB kendi ismini boş yere ağza alanı suçsuz tutmıyacaktır.” (Çıkış 20:7) Ah, bu davranış böyle bir durumda görüldüğünde ne denli korkunç ve Tanrı’ya karşı meydan okuyan bir görünüm kazanır!

İçinizden herhangi biri doğru olmayan sözler söylemekten suçlu mudur? Öyleyse söylediğin bütün yalanları, bütün aldatıcı ifadeleri önüne getir ve bunların hakikat Tanrısı’nın huzurunda nasıl göründüklerine bak. Bu Tanrı, her yalancı dilden nefret ettiğini ve bütün yalancıların ateş gölüne atılacağını bildirmiştir. Ah, böyle bir Tanrı’nın önünde yalan söylemekten suçlu bulunmak ne demektir!

İçinizden herhangi biri evde ya da başka bir yerde yalan yere yemin etmekten suçlu mudur? Öyleyse, doğru olmadığını bildiğin bir söze tanıklık etmesi için çağırarak alay ettiğin o dehşet verici Varlığı burada görebilirsin. Böyle bir davranışın O’nun önünde nasıl göründüğünü sanıyorsun? Kendi gözünde nasıl görünüyor? O yalan yemini ettiğinde, “Doğruyu söylüyorsam Tanrı yardımcım olsun” dediğinde, gerçekte yemin ettiğin şey doğru değilse O’nun öcünün üzerine düşmesi için dua etmiş oldun. Tanrı seni sözünden sorumlu tutmayacak mı? Kendi üzerine çağırdığın öç üzerine düşmeyecek mi? Ah, derin ve zamanında bir tövbe ile Mesih’e iman bunu önlemezse, mutlaka üzerine düşeceğinden emin ol.

İçinizden herhangi biri, “Sebt gününü takdis etmek için onu hatırında tut” diyen buyruğu çiğnedi mi? Bu tür suçların burada, yeryüzünde çok küçük göründüğünü biliyorum. Fakat bu buyruğu veren Kişiye de öyle mi görünürler? Ebedî bir Sebt’in tutulduğu gökte de öyle mi görünürler? Bu suçlardan ötürü suçlu olanlar, çevrelerindeki yücelikten yükselen şu sesi duysunlar: “Bütün zamanını Bana borçlu olduğun hâlde, işlerini yapman için sana altı gün verdim ve yalnızca bir günü Kendime ayırdım. Bu gün Bana tapınmana ve kurtuluşunu gerçekleştirmen için gayret etmene ayrılmalıydı. Fakat bu günü bile Benden esirgedin. Onu Benim hizmetimde geçirdiğin zamanlarda bunu bir yorgunluk ve yük saydın. Bu nedenle günün tamamını ya da bir kısmını kendine hizmet etmek için kullandın ve böylece huzurumda ebedî bir Sebt’in tadını çıkarmaya bütünüyle hazırlıksız ve elverişsiz olduğunu gösterdin.”

Bu hoş olmayan soruyu sormamız gerekiyor. İçinizden herhangi biri, zinayı ve onunla bağlantılı kötülükleri yasaklayan buyruğu çiğnemekten suçlu mudur? Öyleyse bu iğrençlikleri önüne getirsin ve gökte, kutsal meleklerin huzurunda, “Ve hüküm için size yaklaşacağım; ve… zina edenlere karşı… ben tez şahit olacağım… onların hissesi, ateş ve kükürtle yanan göldedir” diyen kutsal Üçlübir Tanrı’nın gözünde nasıl göründüklerine baksın. (Malaki 3:5; Vahiy 21:8)

İçinizden herhangi biri hile, adaletsizlik ya da sahtekârlıktan suçlu mudur? Sahibinin onayını almadan başkasına ait herhangi bir şeyi elinde bulundurdun mu? Öyleyse haksız yollarla edindiğin malları ve kazançları önüne getir. Bunlarla lekelenmiş ellerini uzat ve şu sözleri söyleyen Tanrı’nın huzurunda, gökte nasıl göründüklerine bak: “Çünkü, önceden size dediğimiz ve şehadet ettiğimiz gibi, bütün bu şeyler hakkında Rab intikam alıcıdır.” (1. Selânikliler 4:6)

İçinizden herhangi biri sarhoşluktan suçlu mudur? Öyleyse böyle biri kendisine baksın ve kendi kendisini hayvanların düzeyine düşürmüş, kendi pisliğinin bataklığına gömülmüş bir sarhoşun gökte, meleklerin pak ruhlarının arasında ve kendisini aklî güçlerle donatarak ona meleklerin düzeyine yükselme yeteneği veren Tanrı’nın gözünde nasıl göründüğünü düşünsün.

Bu konulara değinirken, okurların birçoğu, belki de çoğunluğu, bu büyük kötülüklerin hiçbirinden suçlu değillermiş gibi kendilerini bunlarla ilgisiz hissetmiş olabilir. En azından bunlardan bazılarından hiçbirinizin suçlu olmadığını içtenlikle umarım. Fakat Tanrı’nın gördüğü kötülükler yalnızca bunlar değildir. Çünkü ayetimiz bize, O’nun gizli günahlarımızı — yüreğin günahlarını — yüzünün önüne koyduğunu da söyler.

Şimdi yüreklerimizi göğe getirelim. Onları ortaya çıkaralım ve bulutsuz ışığın ve lekesiz paklığın hüküm sürdüğü o dünyada nasıl göründüklerine bakalım.

Ah, nasıl da görünürler! Tanrı, ruhsal bir anatomistin keskin neşteriyle insan yüreğini bütün karanlık kuytuları ve çok sayıdaki karmaşık kıvrımlarıyla açıp, içinde gizlediği iğrençlikleri gün ışığına değil, göğün ışığına çıkardığında nasıl bir ifşa gerçekleşecektir! Okurlarım, böyle bir ifşanın ortaya koyacağı manzaraya bu günahlı dünyada bile dayanılmazdı.

Yüreği bu şekilde herkesin önünde açılan kişi toplumdan dışlanırdı. Hayır, utanç ve dehşet içinde kendisi kaçıp giderdi. Her insan bunun bilincindedir ve bu nedenle yüreğini bütün gözlerden büyük bir özenle gizler. Her insan, en yakın dostuna bile açıklamaktan utanacağı birçok düşünce ve duygunun farkındadır. Kendi utançlarıyla övünen ve ağızları pislik, ahlâkî çürüme ve ölüm saçan açık mezarlar gibi olan o ahlâksız sefiller bile, içlerinde doğan her düşünce ve duyguyu kendileriyle aynı durumda bulunan arkadaşlarına anlatmaya pek cesaret edemezler.

Durum böyleyse; açıkça görülmek üzere ortaya konulan yürek bu karanlık ve günahlı dünyada bile bu kadar kara görünecekse, göğün göz kamaştırıcı beyazlığıyla kuşatıldığında ve Tanrı’nın huzurunun, kutsallığının ve yüceliğinin ışığında görüldüğünde ortaya koyacağı karanlığı kim tarif edebilir? Yeryüzünün bütün uluslarının önünde hiçten daha az ve boşluk olduğu Kişinin huzurunda, gururlu ve kendini yücelten düşünceler nasıl görünür? Kendi iradesinde diretmek, sabırsızlık ve Tanrı’nın sağlayışındaki paylaştırmalardan hoşnutsuzluk, sonsuz, ebedî ve evrensel Egemen’in tahtı önünde sergilendiğinde nasıl görünür? Günahlı öfke, kıskançlık ve intikam duyguları, sevgi Tanrısı’nın gözünde ve isyankâr meleklerin kovulmasından beri böyle tek bir duygunun bile yaşanmadığı o sevgi diyarlarında nasıl görünür? Kirli ve boş düşünceler nasıl görünür? Şüphesiz, yüreklerimizde sayısız defa doğan bütün kötü düşünce ve duygular göğe dökülseydi, melekler bu manzara karşısında dehşete kapılıp donakalırdı. Bütün iyilikseverlikleri bile onların kutsal bir öfkeyle, “Bu adamı buradan çıkarın ve cehenneme atın!” diye haykırmalarını engelleyemezdi. Bu manzara yalnızca her şeyi bilen Tanrı için şaşırtıcı olmazdı. İnsanın yüreğinde ne olduğunu yalnızca O bilir. Yürek hakkında bildiklerini kısa fakat korkunç sözlerle tarif etmiştir: “Âdem oğullarının yüreği kötülükle doludur, ve ömürlerinin devamınca yüreklerinde delilik vardır… Yürek her şeyden ziyade aldatıcıdır, ve çok çürüktür; onu kim anlıyabilir?” (Vaiz 9:3; Yeremya 17:9) Tanrı’nın yüzünün nurunda baktığımızda, kendi yüreklerimiz bize de böyle görünür. O’nun gözünde düşünce ve duyguların eylem olduğunu; şehvetle bakmanın zina, nefretin ise cinayet olduğunu da hatırlamalıyız.

…Bitirmeden önce sana şunu sormama izin ver: Günahlarının neden Tanrı’nın gözünde senin gözünde göründüklerinden daha kötü ve daha suçlu göründüklerini artık anlayabiliyor musun? Günahlarının sandığından çok daha kötü ve çok daha kirli olduğuna seni ikna eden hiçbir şey görmedin mi? Eğer görmediysen, önüne konulanlardan hiçbirini gerçekten görmüş değilsin. Günahlarını Tanrı’nın yüzünün nurunda görmedin; çünkü onları bu ışıkta görseydin, sana en azından bir ölçüde Tanrı’nın Kendisine göründükleri gibi görünürlerdi… Gökte Tanrı’nın tahtının önüne yerleştirilseydin; O’nun yüceliğinin bütün ışığı çevrende parlasaydı, yüzünün bütün haşmeti üzerine ışık saçsaydı ve her şeyi bilen gözünün her bakışı yüreğini delip geçseydi, günahlarının sana şimdi göründüklerinden çok daha kara ve kötü görüneceğini anlamıyor musun?

Öyleyse, günahlarını Tanrı’nın yüzünün nurunda göründükleri hâliyle görmek zorunda kalacağın bir günün yaklaştığını sana hatırlatmama izin ver. O gün geldiğinde, O’nun ebedî Oğlu, atanmış Yargıç, Babası’nın bütün yücelikleri çevresinde alev alev yanarken ve göğün bütün parlak orduları ardından gelirken göğün bulutları üzerinde görünecektir. Parlak beyaz bir tahtta oturarak, dehşetinden göğün ve yerin kaçacağı bir yüzle bütün insan soyunu huzuruna çağıracaktır. Orada hayatları gözden geçirilecek, bütün gizli günahları açığa çıkarılacak ve yüreğinin büyük kötülükleri gözler önüne serilecektir. Fakat günah ve suçluluk konusunda ikna olmak için artık çok geç olacaktır. Mezarın ötesinde tövbe yoktur. Yargı Günü’nde günahkâr bulunan kişi günahkâr olarak kalacak ve sonsuza dek bir günahkâr olarak muamele görecektir. Ah, okurlarım, yaptıklarınızın azarlanması ve önünüze sırayla konulması için şimdi ışığa gelmeye ikna olun.

“Günahların Göğün Işığında Değerlendirilmesi” adlı vaazdan, Edward Payson’ın Bütün Eserleri, cilt 2.

Sayfanın başına dön