İlk Kilise’nin Tarihi, Papalığın Elçisel Ardıllık İddiasını Geçersiz Kılar

Papalığın

İlk Kilise’nin Tarihi, Papalığın Elçisel Ardıllık İddiasını Geçersiz Kılar

7 Aralık 2015

thetruthaboutcatholicism sitesinden çevrilmiştir

15-20 Nisan 2008 tarihleri arasında XVI. Benedikt, Roma Katolik Kilisesi’nin Papası ve Kutsal Makam’ın baş temsilcisi olarak Amerika Birleşik Devletleri’ni ve Birleşmiş Milletler’i ziyaret etti. Bunun üzerine Başkan onu şu sözlerle karşıladı: «Aziz Petrus’un Kürsüsü’ne çıktığınızdan beri Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığınız ilk ziyaret budur.»[1] Hem Benedikt’in unvanı hem de kürsüsü, elçisel ardıllık dogmasıyla kendisine verilmektedir. Aslında Katolik Kilisesi’nde, ilk Kilise ile Roma Katolik Kilisesi arasında, papalığın elçisel ardıllık dogmasının tanımladığı şekliyle tarihsel bir devamlılık bulunduğuna inanmak zorunludur.[2] Katoliklere bu dogmayı sorgulamamaları öğretilir. Bu dogmaya dayanarak o zamanki papa açıkça şöyle demiştir: «On altıncı yüzyıl Reformu’ndan doğan Hristiyan Toplulukları, gerçek anlamda “Kiliseler” olarak adlandırılamaz… [onlar] Ruhbanlık sakramentinde elçisel ardıllığa sahip değildirler ve bu nedenle Kilise’nin kurucu bir unsurundan yoksundurlar.»[3] O, bunları boşlukta söylemiyordu; aksine birçok insanın diyalog ve başka yöntemler aracılığıyla baştan çıkarılarak Roma Katolik Kilisesi’ne çekildiği bir dönemde konuşuyordu. Örneğin, Amerikan Başkanı ona şöyle dedi: «Her şeyden önemlisi, Kutsal Baba, Amerika’da umut mesajınıza yürekleri açık insanlar bulacaksınız. Ve Amerika’nın da dünyanın da bu mesaja ihtiyacı var.»[4] Papa’nın mesajı sürekli olarak içi boştu, lütuf Müjdesi’nden tamamen yoksundu; hatta Ground Zero’da ölüler için dua edecek kadar ileri gitti. Sözleri şöyleydi: «Ey sevgi, şefkat ve şifa Tanrısı, bugün inanılmaz şiddet ve acının yaşandığı bu yerde toplanan, birçok farklı inanç ve geleneğe mensup bizlere bak. İyiliğinle burada ölen herkese sonsuz ışık ve esenlik vermeni diliyoruz.»[5]

Oldukları hâliyle, Kutsal Kitap’a aykırı bir öğretiye dayanan bu sözler, Mesih İsa’nın gerçek Kilisesi’nin başı olduğunu iddia eden bir adamdan gelmektedir. Onun, hem sapkın hem de küfür niteliğinde olan Ayin’i icra etmesi şeklindeki eylemleri de, Kutsal Kitap mirası inkâr edilemez olan gerçek Kiliselerin on altıncı yüzyıldaki Reform’la birlikte gelişmesine karşı tutumuyla tamamen uyumludur. Bu nedenle, bu sunumda Kilise’nin Yeni Antlaşma’daki kavramını belgelemek ve Kutsal Kitap’taki Kilise anlayışının Elçilerden sonraki ve Reform’dan önceki dönemlerde gerçekten yaşandığını gösteren tarihsel veriler sunmak istiyoruz.

Kilise’nin Kutsal Kitap’taki Kavramı

Mesih İsa, Kilisesi’ni, Kendisinin «Mesih» (Meshedilmiş Olan-Mesih) ve «Yaşayan Tanrı’nın Oğlu» olduğu Müjde mesajı üzerine kurdu.[6] Rab’bin yüceltilmesinden sonra Kutsal Ruh, Yeruşalim’de toplanmış olan bütün imanlılara Müjde’yi bütün dünyaya götürmeleri için güç verdi. Yeni Antlaşma’ya göre kurulan ilk Kilise, Yeruşalim’deki Kilise’ydi. İmanlılar Müjde’yle oradan yola çıktılar. Onlar «Yeruşalim’deki Kilise»ydi; «elçilerden başka hepsi Yahudiye ve Samiriye bölgelerine dağıldılar».[7] Yeni Antlaşma, Yahudiye ve Samiriye’de yerel Kiliselerin kurulmasını da kaydeder. Müjde daha sonra Kıbrıs’taki şehirlere ve Antakya’ya yayıldı. Yeruşalim’deki imanlılar Antakya’daki insanların Müjde’yi kabul ettiğini duyduklarında, Barnaba’yı onlara gönderdiler. Barnaba önce Pavlus’u bulup getirmek için Tarsus’a gitti. Birlikte Antakya’da bir yıl boyunca Mesih İsa’ya yalnızca iman aracılığıyla lütuf Müjdesi’ni öğrettiler. Müjde’ye iman edenlere ilk kez orada Hristiyan denildi. Elçi Pavlus bu yerel Kiliselerde ihtiyarlar[8] ve diyakonlar atadı. Bununla birlikte, bu görevler Kilise’nin özünü oluşturmaz; daha ziyade, topluluğun düzen içinde olması için öğretim ve yönetim görevlerini yerine getirirler. İmanlılar topluluğunun, yani yerel Kilise’nin birleştirici merkezi, Papa’nın iddia ettiği gibi grubun yapısı değil, Müjde’dir.

Yunanca «ekklesia» kelimesi kelime anlamıyla «dışarı çağrılanlar» demektir. Yeni Antlaşma’da, Mesih’in «Kilise’mi kuracağım»[9] dediği, içinde bulunduğumuz çağ boyunca bütün imanlılar topluluğu için kullanılır. Kutsal Ruh’un yönlendirmesi altındaki Elçi Pavlus’un tanımına göre Kilise, Mesih’in bedenidir.[10] Bu kelime genellikle yerel imanlılar topluluğunu ifade eder. Yeni Antlaşma mektuplarının merkezî özelliği yalnızca iman aracılığıyla lütuf Müjdesi’dir. Örneğin Efes’teki imanlılara yazılan mektupta şöyle denir: «Çünkü lütufla, iman aracılığıyla kurtuldunuz; bu sizden değildir, Tanrı’nın armağanıdır; işlerden değildir ki hiç kimse övünmesin.»[11] «Tanrı’nın Kilisesi» ifadesi toplu bir anlam taşıyordu; Elçi’nin, «Ne Yahudilere, ne Greklere, ne de Tanrı’nın Kilisesi’ne tökez olma nedeni olun»[12] diye yazdığında olduğu gibi. Burada hem Yahudilerden hem de Uluslardan ayrı olarak imanlıları kastediyordu. Sıradan imanlılara sürekli olarak «Kilise» denir. Elçi onlara şöyle hitap etti: «Korint’te bulunan Tanrı’nın Kilisesi’ne, Mesih İsa’da kutsal kılınmış olanlara.»[13] «Bu mektup aranızda okunduktan sonra, Laodikyalıların Kilisesi’nde de okunmasını sağlayın.»[14] Kilise, basitçe ama kendine özgü biçimde, imanlılar topluluğuydu. Rab’bin Elçi Yuhanna aracılığıyla verdiği bütün mesajlar da yerel Kiliselere yönelikti.[15]

Daha önce belirtildiği gibi, ilk yerel Kiliseleri tanımlayan birleştirici unsur Müjde’ydi. Bu yerel Kiliseler Tanrı’nın lütuf Müjdesi’ne inanıyor ve onu öğretiyorlardı. Bu Müjde onlar için «iman eden herkesin kurtuluşu için Tanrı’nın gücü»ydü.[16] Kutsal Yazılar’a uygun olarak yalnızca iman, imanlıların Mesih İsa’nın kusursuz hayatı ve kurbanıyla satın alınmış olan kurtuluşa girdikleri araçtı. Sıradan imanlılar Müjde’yi yaydıkça Avrupa ve Asya’nın her tarafında yerel Kiliseler kuruldu.

Roma Katolik Kilise Kavramı

Vatikan, Katoliklerin Rab İsa Mesih tarafından kurulan Kilise ile Roma Katolik Kilisesi arasında tarihsel bir devamlılık bulunduğunu ikrar etmelerini zorunlu tutar. Katolik inancının geçerliliğini değerlendirmek için, Roma Katolik Kilisesi’nin «Kilise» kelimesiyle Yeni Antlaşma’dan oldukça farklı bir şey kastettiği sıkıca akılda tutulmalıdır. Öğreten Magisterium, Kilise’den «Tanrı’nın Halkı», «Mesih’in Bedeni» ve «Kutsal Ruh’un Tapınağı» olarak söz etse de vurgu daima papalık örgütlenme sisteminin yetkisi ve görevi üzerindedir. Böylece Roma şöyle öğretir: «O [Mesih] Kilise’yi kurdu. Ona yetki ve görev, yönelim ve amaç verdi.»[17] Bu iddia edilen iktidar yapısının nasıl uygulandığı Roma Katolik sistemi tarafından açıkça ortaya konur: «Ne kadar ciddi olursa olsun, Kilise’nin bağışlayamayacağı hiçbir suç yoktur.»[18] «Rahipler Tanrı’dan, O’nun ne meleklere ne de başmeleklere verdiği bir güç almışlardır… Tanrı yukarıda, rahiplerin burada aşağıda yaptıklarını onaylar.»[19] «“İman etmek” kiliseye ait bir eylemdir. Kilise’nin imanı bizim imanımızdan önce gelir, onu doğurur, destekler ve besler. Kilise bütün imanlıların annesidir. “Kilise’yi Anne olarak kabul etmeyen hiç kimse Tanrı’yı Baba olarak kabul edemez.”»[20] Papalık hiyerarşik sisteminin iddia ettiği mutlak güç, Kilise’nin «imanlılar topluluğu» olduğu yönündeki Yeni Antlaşma anlayışına tamamen aykırıdır. Papalığın iktidar arzusu öylesine doyumsuzdur ki, haklı olarak Kutsal Ruh’a ait olan gücü kendisi için talep eder. Bu nedenle Magisterium resmî olarak şöyle öğretir: «Roma Pontifeksi, Mesih’in Vekili ve bütün Kilise’nin çobanı olarak görevi gereği, bütün Kilise üzerinde tam, üstün ve evrensel güce sahiptir; bu gücü her zaman hiçbir engelle karşılaşmadan kullanabilir.»[21] Böylesi bir dogma, Kutsal Kitap öğretisi ve gerçek ilk Kilise’nin uygulamasıyla herhangi bir tarihsel devamlılığı nasıl yansıtabilir?

İlk İmanlılar ve Kutsal Yazı

İlk imanlılar Kutsal Yazılar’ın Tanrı’nın hakikatinin mutlak Sözü olduğuna bağlı kaldılar. İlk Kilise elçisel öğretiyi Tanrı’nın yazılı Sözü olarak anlıyordu. Elçisel dönemden hemen sonraki çağın başlangıcından itibaren, İgnatius, Polikarp, Klemens ve Barnaba gibi Apostolik Babaların yazılarında, öğretinin olumlu biçimde öğretilmesi ve sapkınlığa karşı savunulması için yalnızca Kutsal Yazılar’a başvuruluyordu. Bu adamların yazılarında atıfta bulunulan yetki, Eski ve Yeni Antlaşma’nın yetkisidir. Justin Martyr ve Athenagoras gibi savunmacıların yazılı metinlerinde de Kutsal Yazı’ya aynı şekilde yalnızca başvurulduğu açıktır. Bu yazıların hiçbirinde, Kutsal Kitap dışı bir geleneğin ayrı bir vahiy bütünü olarak yetkisine başvurulmamıştır. Bunun yerine, Kilise’de sözlü biçimde aktarılan bir elçisel gelenek kavramına ilk kez ikinci yüzyılın ortalarından sonlarına kadar İrenaeus ve Tertullianus’un yazılarında rastlanır. İrenaeus ve Tertullianus, piskoposların sözlü olarak aktardığı bütün öğretilerin Kutsal Yazı’ya dayandığını ve yazılı Kutsal Yazılar’dan kanıtlanabileceğini güçlü biçimde ifade ettiler.

Müjde’ye Tanıklık Eden İlk İmanlılardan Örnekler

İzmirli Polikarp (yaklaşık 69’da doğdu), yaklaşık 155 yılında şehit olarak öldü. Lütuf ve Mesih İsa aracılığıyla kurtulduğuna şöyle tanıklık etti: «…Rab İsa Mesih… O’na iman ediyorsunuz… lütufla kurtulduğunuzu, işlerden değil, Tanrı’nın isteğiyle, Mesih İsa aracılığıyla kurtulduğunuzu bilerek.»[22] Yaklaşık 100 yılında ölen Romalı Klemens, imanla aklanma hakkında şöyle yazdı: «…Bu nedenle biz de, O’nun [Tanrı’nın] isteğiyle Mesih İsa’da çağrılmış olarak, kendimiz aracılığıyla, kendi bilgeliğimiz, anlayışımız, dindarlığımız ya da işlerimiz aracılığıyla değil… İman aracılığıyla aklanırız.»[23]

Justin Martyr (yaklaşık 100-165), iman nedeniyle Tanrı’nın önünde doğru sayılmak hakkında yazdı. Şöyle dedi: «İbrahim’in Tanrı tarafından doğru olduğuna tanıklık edilmesi sünnet nedeniyle değil, iman nedeniyleydi. Çünkü sünnet olmadan önce onun hakkında şöyle denmişti: İbrahim Tanrı’ya iman etti ve bu ona doğruluk sayıldı.»[24]

Yaklaşık 190 yılında, hatta belki 202 kadar geç bir tarihte ölen İrenaeus, Romalılar’ın 3. bölümündeki Müjde mesajını açıkça şöyle açıkladı: «Mesih geldiğinde her şeyi tamamladı; ve hâlâ Kilise’de, Yasa tarafından önceden bildirilen Yeni Antlaşma’yı tamamlanışa kadar gerçekleştirmeye devam etmektedir. Elçi Pavlus’un Romalılar’a Mektubu’nda da söylediği gibi: ama şimdi, Yasa olmaksızın, Yasa ve Peygamberlerin tanıklık ettiği Tanrı’nın doğruluğu açıklanmıştır; çünkü doğru kişi imanla yaşayacaktır. Fakat doğru kişinin imanla yaşayacağı Peygamberler tarafından önceden bildirilmişti.»[25]

İkinci yüzyılın sonu ile üçüncü yüzyılın başında Justin ve İrenaeus’un çağdaşı olan İskenderiyeli Klemens, şöyle yazarak lütuf Müjdesi’ne tanıklık etti: «İbrahim işlerden değil, imandan aklandı. Bu nedenle, hayat sona erdikten sonra, insanlar iyi işler yapmış olsalar bile, imanları yoksa bunun onlara hiçbir yararı yoktur.»[26]

Dördüncü yüzyılda Athanasius da açık bir Müjde mesajıyla lütfa ve kurtuluşa şöyle tanıklık eder: «Bir insan bunlar aracılığıyla değil, imanla aklanır; İbrahim de böyleydi. Elçi bu konuları ele aldıktan sonra yeniden şunu gösterir: Adəm aracılığıyla herkese geçen ilk günah çözülmedikçe, İsrail’e ve Uluslara başka hiçbir şekilde kurtuluş ve lütuf gelemez. Fakat bu, der o, Tanrı’nın Oğlu’ndan başka hiç kimse aracılığıyla silinemez… Çünkü bu suçu başka herhangi birinin çözmesi imkânsızdı. Böylece, günah bir insan aracılığıyla dünyaya girdiği gibi, lütuf da bir insan aracılığıyla herkese geldi.»[27]

Geniş Çaplı Büyüme ve Şiddetli Zulüm

Hristiyan imanının ilk üç yüzyıldaki yayılışı hızlı ve geniş kapsamlıydı. Tanrı’nın İlahi Takdiri içinde bunun başlıca nedenleri; Müjde vaizlerinin sadakati ve gayreti, şehitlerin kahramanca ölümleri, Kutsal Yazılar’ın Roma dünyasının dillerine çevrilmesi ve Müjde’nin üzerinde taşındığı iyi gelişmiş ve geniş Roma yol sistemiydi. İmparator Septimius Severus (193-211) döneminde Hristiyanlar dehşet verici biçimde acı çektiler. En şiddetli zulüm, 303-311 yıllarında İmparator Diocletianus ve ortak hükümdarı Galerius döneminde yaşandı. Ancak zulüm, Hristiyanları ve Müjde’yi yok etmek şöyle dursun, vaaz edenleri arındırdı ve Müjde mesajını duyurma yeteneklerini artırdı.

Birinci Yüzyıldan İtibaren Pavlikyan Kiliseleri

Pavlikyan kiliseleri elçisel kökenliydi ve birinci yüzyılda Ermenistan’da kuruldular. «İman, Antakya ve Palmira üzerinden Mezopotamya ve Pers ülkesine yayılmış olmalıdır; ve bu bölgelerde, Toros Dağları boyunca Ararat’a kadar yayılan imanın temeli hâline gelmiştir. Bu, Hristiyanlığın ilk biçimiydi. Toros sıradağlarındaki kiliseler, ilk Pavlikyan imanının içine akıp toplandığı ve yüzyıllar boyunca korunduğu büyük bir girinti ya da dairesel bir set oluşturdu; adeta ana akımdan ayrılmış ve yüzyıllarca varlığını sürdürmüş bir durgun su kolu gibiydi.»[40] Ermenistan’daki en eski Hristiyanlık merkezi, Pavlikyanların sürekli yurdu ve faaliyet üssü olan Taron’du. Onlar elçisel kökenli olduklarını iddia ediyorlardı. Adeney bu konuda şöyle der: «Bu nedenle, onların Hristiyanlığın en ilkel biçimlerinden birinin hayatta kalışını temsil ettikleri pekâlâ ileri sürülebilir… Eski Doğulu Baptistler olan bu insanlar, birçok bakımdan Protestanlıktan önce Protestandılar.»[41]

Sekizinci yüzyılda, zulüm nedeniyle dağılan Pavlikyanlar Bulgaristan üzerinden batıya doğru ve Akdeniz’in kuzey kıyısı boyunca Pirene Dağları’na kadar yayıldılar. Birçoğu Güney Fransa’ya yerleşti ve orada Albigensler olarak tanındı. Pavlikyanlar gittikleri her yerde, Kutsal Kitap öğretisi ve uygulamasında sağlam kalmaya devam eden yerel kiliseler kurdular.[42] Başka cemaatlere mensup kişileri kiliselere ait kişiler olarak kabul etmiyorlardı. «Biz bunlara ait değiliz» diyorlardı. «Onlar uzun zaman önce Kilise’yle bağlarını kopardılar ve dışlandılar.»[43]

Reform’dan Önce Avrupa’ya Giden Misyonerler

Patrik’in İrlanda’ya geldiği 405 yılından itibaren, Patrik ve onunla birlikte çalışanların vaaz ettiği açık Müjde mesajı altı yüz yıldan fazla bir süre boyunca meyve verdi. Patrik gibi Columba, Columbanus, Kilian ve Forannan adlarında birçok ünlü İrlandalı misyoner vardı. Bunlar Müjde’yi, Patrik’le aynı hakikate bağlılıkla, onuncu yüzyıla kadar Britanya’ya, Almanya’ya, Fransa’ya, İsviçre’ye, İtalya’ya ve daha ötesine taşıdılar. En azından on birinci yüzyıldan itibaren Vaudolar, Barbes adı verilen misyonerlerini Avrupa’nın her yanına gönderdiler. Onlar da İrlandalı misyonerlerle aynı Müjde mesajını taşıyorlardı. 1209 yılında Papalık, Güney Fransa’daki Albigenslerden başlayarak Avrupalı imanlılara karşı ilk Haçlı Seferi’ni başlattı. Kaçabilenler kaçtı. Dağıldıkları her yerde Müjde’yi yaydılar. Yaklaşık 1332 yılında Papa XXII. John, bu imanlılara karşı Engizisyon yasalarını uygulamak üzere engizisyoncularını Vaudoların topraklarına gönderdi. Bundan sonra Vaudolar Fransa’nın, Aşağı Ülkelerin, Almanya’nın, Polonya’nın, Bohemya’nın, Moravya’nın, İngiltere’nin, Calabria’nın, Napoli’nin ve daha uzak yerlerin her yanına dağıldılar. Onlar da gittikleri her yerde Müjde’yi yaydılar.[44]

İlk Kilise’nin Mirası

Rab İsa Mesih’in gerçek Kilisesi’ni iki belirtiyle tanımladık: yalnızca Kutsal Yazılar’ın yetkisine ve gerçek Müjde’ye bağlı kalmaları. On altıncı yüzyıl Reformu’ndan önce çeşitli ülkelerde var olan Rab İsa Mesih’in gerçek Kilisesi’ni kısaca belgeledik. Yüzyıllar boyunca bu imanlılar Yeruşalim’den İtalya’nın Piemonte vadilerine, Fransa’ya, İspanya’ya, İskoçya’ya, İrlanda’ya, İngiltere’ye ve bütün Avrupa’ya dağıldılar. Gerçek imanı onurlandıran ve Kutsal Yazılar’ın hakikatini taşıyan çeşitli halkları belgeledik.

Sonuç

Öğreti ve uygulamada Tanrı’nın lütuf Müjdesi’yle dolu olan gerçek Kilise’nin tarihsel gerçekleri, elçisel ardıllık dogması aracılığıyla ilk imanlılar ile papalık kilisesi arasında tarihsel bir devamlılık bulunduğu yönündeki papalık iddiasını tamamen geçersiz kılar. Aksine, Rab İsa Mesih’in Kilisesi’nden ayrıldığı kanıtlanmış olan taraf Roma Katolik Kilisesi’dir.

Gerçek Kilise’nin Reform’dan ve Reformcular’dan önce gördüğü gibi, Rab İsa Mesih’in kurtarıcı işine karşı küfürleriyle, putperestliğiyle, Engizisyonu’yla ve elçisel ardıllık iddiasıyla papalık sistemi — bunların hepsi «kızıl renkli canavarın üzerine oturan» «kadını» gösterir.[45] Aynı «kutsalların kanıyla ve İsa’nın şehitlerinin kanıyla sarhoş olan kadın»,[46] bugün de gerçek Hristiyanlarla «Mesih’te kardeşler» olarak «diyalog kurduğunu» iddia ederken insanların ruhlarını ticaret malı yapmaya devam etmektedir.

Bununla birlikte, dikkatli gözlemciler Papalığa duyulan sevginin tehlikeli olduğunu ve bunun Kutsal Yazı’daki şu sözleri akla getirecek kadar ileri gittiğini anlarlar: «Bütün dünya hayretle canavarın ardından gitti.»[47] II. John Paul’un cenazesinde olduğu gibi, XVI. Benedikt’in Nisan 2008’de Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığı ziyarette de bunu gözlemlediler. Her ikisi de geniş kitleler tarafından, tapınma diye adlandırılabilecek kadar büyük bir saygı ve hayranlıkla karşılandı.

Eski çağlardaki gerçek imanlılar gibi biz de savaşa girmeliyiz. Rab bizimledir; nihai zafer bizim olacaktır. Kutsal Ruh’un buyruğu hâlâ şudur: «Her şeyi yaptıktan sonra ayakta kalmak. Öyleyse ayakta durun.»[48] O’nu tanıdığımız ve O’na ait olduğumuz konusundaki kesinlik çabalarımıza canlılık vermeli ve mücadelelerimizde bizi cesaretlendirmelidir. Yalnızca Kutsal Yazı’nın yazılı Sözü’ne dayanan Müjde’deki Tanrı’nın karşılıksız lütfunun görkemi, İlk Kilise’nin mirası olmaya devam etmektedir ve hâlâ Rab’bin bütün halkına açıktır. ♦

 

Berean Beacon hizmetinden Richard Bennett — İnternet sitesi: http://www.bereanbeacon.org

[1] http://z22.whitehouse.gov/news/releases/2008/04/20080416.html 21/4/08

[2] «Katolik imanlıların, Mesih tarafından kurulan Kilise ile Katolik Kilisesi arasında — elçisel ardıllığa dayanan — tarihsel bir devamlılık bulunduğunu ikrar etmeleri zorunludur…» Resmî Bildirge Dominus Iesus, 2000 §16. İtalik yazı özgün metindedir.

[3] «Kilise Öğretisinin Bazı Yönlerine İlişkin Bazı Sorulara Cevaplar».

www.vatican.va/roman_curia/congregations/cfaith/documents/rc_con_cfaith_doc_20070629_responsa-quaestiones_en.html 10/8/2007

[4] www.whitehouse.gov/news/releases/2008/04/20080416.html 21/4/2008

[5] http://www.wnbc.com/news/15937320/detail.html 21/4/2008

[6] Matta 16:16-17

[7] Elçilerin İşleri 8:1

[8] Gözetmen ve ihtiyar/pastör terimleri birbirinin yerine kullanılmaktadır (Elçilerin İşleri 20:17, 28; 1 Petrus 5:1-4).

[9] Matta 16:18

[10] Efesliler 1:22-23

[11] Efesliler 2:8, 9

[12] 1 Korintliler 10:32

[13] 1 Korintliler 1:2

[14] Koloseliler 4:16

[15] Vahiy 1:11

[16] Romalılar 1:16

[17] Katolik Kilisesi Kateşizmi (1994), par. 874

[18] Kateşizm, par. 982

[19] Kateşizm, par. 983

[20] Kateşizm, par. 181

[21] Kateşizm, par. 882

[22] George Stanley Faber, İlk Kilise’nin Aklanma Öğretisinin İncelenmesi (Londra: R. B. Seely ve W. Burnside, 1837), böl. IV, s. 87

[23] A.g.e., s. 80

[24] A.g.e., s. 89

[25] A.g.e., s. 94

[26] A.g.e., s. 96

[27] A.g.e., ss. 100-101

[28] J. A. Wylie, Protestanlığın Tarihi, cilt I, ss. 10-15. Ayrıca bkz. Peter Allix, Eski Piemonte Kilisesi’nin Kilise Tarihi Üzerine Bazı Açıklamalar, ilk olarak 1690’da basılmıştır; 1821 baskısının 1989 yeniden basımı, s. 192.

[29] Allix, Eski Piemonte Kilisesi, s. 1. Ayrıca bkz. Thomas M’Crie, On Altıncı Yüzyılda İtalya’daki Reform’un İlerlemesinin ve Bastırılmasının Tarihi (Edinburgh ve Londra: Wm. Blackwood & Sons, 1856).

[30] Allix, s. 4.

[31] George Stanley Faber’ın Dr. Gilly’ye yazdığı kişisel mektup; William Stephen Gilly, Vigilantius ve Yaşadığı Dönem (Londra: Seeley, Burnside, & Seeley, 1844) içinde aktarılmıştır. Yeniden basım, ss. 335-338.

[32] A.g.e.

[33] A.g.e.

[34] Wylie, cilt I, kitap I, s. 19

[35] Baronius’ta, ad h. annum, no. 29’da kaydedildiği şekliyle İmparator Mauricius’a Mektup; Allix, Eski Piemonte Kilisesi, s. 35.

[36] Peter Allix, Albigenslerin Eski Kiliselerinin Kilise Tarihi Üzerine Açıklamalar, ilk olarak 1692’de yayımlanmıştır. Clarendon Press, Oxford, 1821 baskısının 1989 yeniden basımı.

[37] Allix, ss. 182-183.

[38] Soylu Ders ve diğer eserlere bakınız. Bunların bir kataloğu Samuel Morland’ın Piemonte Vadilerindeki Evanjelik Kiliselerin Tarihi adlı eserinde kayıtlıdır (Henry Hills, 1658), yeniden basım. Morland, 1655 yılında Vaudolara karşı yapılan «kanlı katliamı» durdurması için Savoy Dükü üzerinde baskı kurmak üzere Oliver Cromwell tarafından gönderildi. Morland o dönemde Vaudolara ait birçok özgün el yazmasını aldı ve bunları Cambridge Üniversitesi’nin halk kütüphanesine yerleştirdi; kısa bir süre sonra bu belgeler oradan kayboldu. Morland, iki ciltlik Tarih adlı eserinde bu özgün kaynaklardan geniş biçimde alıntı yapmaya özen gösterdi.

[39] Elçilerin İşleri 5:29

[40] Bury’nin Gibbon’ın Tarih adlı eserinin baskısı, VI, s. 543

[41] Adeney, Grek ve Doğu Kiliseleri, ss. 217-219

[42] George Stanley Faber, Eski Vallenses ve Albigenslerin Tarihi (Londra, 1828), kitap II ve III.

[43] Başlıca bilgi kaynaklarından biri olan ve 1058 yılında yaşamış Gregorios Magistros’un tanıklığı böyledir. Belgeleme için bkz. «Pavlikyan ve Bogomil Kiliseleri» www.pbministries.org/History/John%20T.%20Christian/vol1/history_04.htm 8/4/2008

[44] Wylie, cilt III, XVI. kitap.

[45] Vahiy 17:3. On üçüncü yüzyılın ortalarından önce yaşamış papalık engizisyoncusu Raynerius, Vallenses hakkında şöyle tanıklık etmiştir: «Onlar Roma Kilisesi’nin Babil fahişesi olduğunu ve ona itaat eden herkesin mahkûm olduğunu savunurlar.» Allix, ss. 209-211’de aktarılmıştır.

[46] Vahiy 17:6

[47] Vahiy 13:3

[48] Efesliler 6:13,14

Sayfanın başına dön