George Müller’in Dua Alışkanlıkları

Dua

George Müller’in Dua Alışkanlıkları

George Müller’in yaşamı, her şeye gücü yeten Tanrımızın kudretine ve sadakatine bir tanıklık olarak durmaktadır. Tanrı’nın duaya cevap verdiğinden hâlâ kuşku duyan biri var mı? George Müller’den öğrensin. Tanrı’nın bizim istediğimiz ya da düşündüğümüzden fazlasını yapmaya gücü yettiğinden kuşku duyan biri var mı? Onu George Müller’le tanıştırın.

İşte hayatını, “insanlar Tanrı’nın hâlâ sadık olduğunu ve hâlâ duaları işittiğini görebilsinler”1 diye yaşayacak şekilde sürdürmek isteyen bir adam. Tanrı’nın lütfuyla, George Müller’in yaşadığı hayat tam olarak buydu.

Eylül 1805’te Prusya’da doğdu. Elbette gençliğinde, büyüdüğünde Tanrı’nın büyük bir adamı olacağını düşündürecek özel bir şey yoktu. Hatta çocukluğuna bakıldığında bunun tam tersi düşünülürdü. Tanrı’ya bağlı bir ailede doğmadı. Babası “çocuklarını dünyanın ilkeleriyle eğitti.”2 George, hayatının ilk yirmi yılında son derece günahlı bir yaşam sürdü. Hırsızdı. On yaşındayken sürekli olarak babasından para çalardı. On altı yaşındayken dolandırıcılık ve hırsızlık yüzünden hapse atıldı. Arkadaşlarından para çalardı; hatta kendi pastöründen bile para çaldı. George yalnızca bir hırsız değildi, aynı zamanda bir ikiyüzlüydü. Babası onu pastör olmak üzere eğitim görmesi için okula gönderdi, çünkü pastörlerin iyi maaş aldığını biliyordu. George okuldayken çok çalıştı, ama günah içinde yaşamaya devam etti. İmanın dış biçimini koruyordu, fakat Mesih’e bağlı bir yüreği yoktu. “Konfirmasyonumdan ve böylece Rab’bin Sofrası’na katılmaya kabul edilmemden üç ya da dört gün önce büyük bir ahlaksızlığa düşmüştüm; hatta konfirmasyonumdan hemen önceki gün, günahımı itiraf etmek için rahiple küçük odadayken, alışılmış bir törenden sonra onu aldattım…”3 Sık sık daha iyi bir yaşam sürmeye karar verirdi, ama bunun pek bir değeri olmazdı. Tanrı’nın Sözü’nü önemsemezdi. George şöyle yazar: “Bir Kutsal Kitabım yoktu ve tam bir yıl boyunca hiçbir şey okumamıştım. Kiliseye giderdim, ama seyrek olarak; yine de alışkanlığın gücüyle yılda iki kez Rab’bin Sofrası’na katılırdım. Müjde’yi hiç duymamıştım. Tanrı’nın yardımıyla Kutsal Yazı’ya göre yaşamayı gerçekten ciddiye alan hiç kimseyle karşılaşmamıştım. Kısacası, benden gerçekten farklı olan başka bir kişinin var olduğuna dair en küçük bir fikrim bile yoktu.”4

Yalnızca George’un gençliğine bakarak, birçok kişi onun kayıp bir vaka olduğunu düşünürdü. Tanrı için değil.

Yirmi bir yaşlarındayken George’un hayatı tamamen değişti. Arkadaşlarından biri onu, gerçek bir Hristiyan’ın evinde yapılan küçük bir Kutsal Kitap çalışmasına götürdü. Orada Söz’ün ilk kez vaaz edildiğini duydu ve artık asla eskisi gibi olmadı. Kutsal Kitap çalışmasından sonra eve giderken arkadaşına şu değerlendirmeyi yaptı: “İsviçre’ye yaptığımız yolculukta gördüğümüz her şey ve önceki bütün zevkler, bu akşamla karşılaştırıldığında hiçbir şeydir.”5 Kutsal Yazı’yı incelemeyi ve duayı çok sevmeye başladı. Yavaş ama emin adımlarla eski günahlı alışkanlıklarını üzerinden atmaya ve doğruluğu kuşanmaya çalıştı. Tanıklık etmek için büyük bir tutku geliştirdi ve imanlılarla paydaşlık etmeye büyük bir arzu duydu.

Bu dönemde Tanrı, George’a misyoner olma konusunda büyük bir arzu verdi. Sonunda Yahudiler arasında misyoner olarak Londra’ya gitti. Birkaç yıl sonra küçük bir kilisenin pastörü oldu. Kendisini bütün yüreğiyle Kutsal Yazı’nın yetkisine adadı; vaazı ve hayatı da bu gerçeğe tanıklık etti. Kutsal Kitap’a tam bir itaat içinde yaşadı ve günlük ihtiyaçları için Tanrı’ya güvendi.

İngiltere’ye taşındıktan çok geçmeden Tanrı, George’u, kaybolmuşlara Tanrı hakkında öğretmek amacıyla Kutsal Yazı Bilgisi Derneği’ni kurmaya yöneltti. Tanrı bu derneği yaklaşık 2.000.000 Kutsal Kitap ve 111.000.000 broşür dağıtmak, 121.683 öğrenciyi eğitmek ve toplam maliyeti bir milyon doların üzerinde olan yardımlarla 115 misyonere destek olmak için kullandı.

Bununla birlikte George en çok yetimhaneler açmasıyla hatırlanır. Bu yetimhaneleri, imanlıları bedeli ne olursa olsun Tanrı’ya güvenmeye ve O’na itaat etmeye teşvik etmek gibi büyük bir amaçla kurdu. Şöyle yazdı: “Canım, onların imanını güçlendirmekte bir araç olmayı arzuluyordu; yalnızca Tanrı’nın Sözü’nden, Kendisine dayanan herkese yardım etmeye hazır oluşu ve gücüyle ilgili örnekler vererek değil, aynı zamanda kanıtlarla O’nun bugün de aynı olduğunu onlara göstererek.”6 Bu nedenle, Tanrı’dan başka hiç kimseden para istemeyi ya da mali durumunu bir başkasına anlatmayı reddetti. Hayatı boyunca Tanrı, on binden fazla yetimi barındıran bu yetimhaneler için neredeyse beş milyon dolar sağladı.

George Müller’den çok şey öğrenebiliriz. O, Söz’ün adamıydı. Yaptığı her şeyde itaatkâr olmaya cesaret etti. Fakat belki de Müller’den özellikle dua konusunda çok şey öğrenebiliriz. Müller, hayatı dua etrafında dönen bir adamdı.

George Müller’in dua örneğinden öğrenebileceğimiz yedi ilke çıkaralım.

 

Tamamen Tanrı’ya dayan

George Müller’in hayatının ayırt edici işaretlerinden biri, her şeyde Tanrı’ya mutlak biçimde dayanmasıydı. “Tanrı’nın lütfuyla, Tanrı’ya olan imanımın her şeye uzanmasını arzuluyorum: benim en küçük geçici ve ruhsal kaygılarıma, ailemin en küçük geçici ve ruhsal kaygılarına, aralarında hizmet ettiğim kutsalların kaygılarına, genel olarak kilisenin kaygılarına, vb.”7

Bütün kaygılarını dua ile Tanrı’nın önüne getirdi. Müller hiçbir sorunu insana ya da insani yöntemlere dayanarak çözmeyi asla istemedi; bunun yerine tamamen Tanrı’ya dayandı. Bu nedenle mali durumunu hiçbir insana asla anlatmamayı ve fon istememeyi kendisine kural edindi. (Müller’in işleri yapma biçiminin her yönünü taklit etmemiz zorunlu olmasa da, her şeyde yalnızca Tanrı’ya bağımlı olmaya istekli oluşu bizi kesinlikle sorgulamalıdır.)

George, yetimlerle ilgili işine rehberlik ve güç için Tanrı’ya dayanarak başladı. Günlükleri, yetimhaneyi açmak için gerekli olan şeyleri, onu yönetecek personeli ve onu sürdürecek parayı sağlaması için sürekli Tanrı’ya dua ettiğini açıkça gösterir. Şöyle yazar: “Hatırladığım kadarıyla, zayıflığımın ve bilgisizliğimin farkında olarak, son dakikada olup biten şeyleri bile dileklerimle birlikte Rab’bin önüne getirdim.”8

Yetimhaneleri Tanrı’ya mutlak bağımlılık içinde yönetti. Örneğin, Kasım 1838’de üç çocuk evinden hiçbirinin yiyeceğini ödemek için elinde tek bir kuruş bile yoktu. George ne yaptı? Kaygılanmadı; bu meseleyi dua ile Babasına sundu. Nasıl olacağını bilmese de Tanrı’nın sağlayacağından emindi. Personeliyle dua ettikten sonra eve doğru yola çıktı; fakat yürümeye ihtiyaç duyduğunu hissettiği için uzun yoldan gitti. Evden yalnızca yirmi metre kadar uzaklaşmıştı ki, yetimhanenin acil ihtiyaçlarını karşılamak için ona yirmi şilin veren bir arkadaşıyla karşılaştı. George yarım dakika geç kalsaydı arkadaşını göremeyecekti. George her zaman Tanrı’ya dayandı ve Tanrı her zaman sağladı.

Bu tutum George’a büyük umut ve güven verdi. Şöyle yazar: “Rab’be dayananlar asla hayal kırıklığına uğramayacaklar! Bir süre yardım eden bazıları İsa’da uykuya dalmış olabilir; başkaları Rab’be hizmette soğuyabilir; başkaları her zaman yardım etmek isteyebilir, ama artık bunu yapabilecek durumda olmayabilir… eğer insana dayansaydık, kesinlikle hayal kırıklığına uğrardık; fakat yalnızca yaşayan Tanrı’ya dayanarak, hiçbir şey bizi hayal kırıklığına uğratamaz ve ölüm, araçların eksikliği, sevginin eksikliği ya da başka işlerin ortaya çıkması yüzünden asla terk edilmiş olmayız. Dünyada yalnızca Tanrı’yla birlikte durmayı, hangi ölçüde olursa olsun öğrenmek; buna rağmen mutlu olmak ve doğrulukla yürüdüğümüz sürece hiçbir iyi şeyin bizden esirgenmeyeceğini kesinlikle bilmek ne kadar değerli bir şeydir.”

George, Tanrı’ya dayanışını sık sık gösterdi. Bir keresinde zengin bir adam ve onun bazı kadın arkadaşları yetimhaneleri ziyaret ediyorlardı. Çocuklara gösterilen özen karşısında hayran kalarak George’a baktılar ve bütün bu çocukların ihtiyaçlarını karşılayabilmesini sağlayan büyük bir banka hesabı olup olmadığını sordular. George sadece şöyle cevap verdi: “Fonlarımız, kimsenin soyamayacağı bir bankadadır.” Bu gerçekten büyük bir sözdü; çünkü George’un o anda çocukların ihtiyaçlarını karşılamak için tek bir kuruşu bile yoktu.

George’un bütün imanlıların tamamen Tanrı’ya dayanması konusunda büyük bir arzusu vardı. Hiç kimsenin kendi durumunun özel olduğunu düşünmesini istemiyordu; bunun yerine Hristiyanları sürekli olarak bütün kaygılarını dua ile Tanrı’ya götürmeye teşvik ediyordu. Hristiyanlara sık sık her şey için dua etmelerini ve Tanrı’nın isteğine göre ve İsa’nın adıyla yaptıkları dilekler için cevap beklemelerini söylerdi. Tanrı’ya dayanmayı unutmanın kolay olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Kredi kartlarımız var ve paramız banka hesaplarında; fakat Tanrı’ya bağımlılığımızın yerine asla insani şeylere bağımlılığı koymamalıyız. Tanrı’ya bağımlı bir tutum edinmek üzere kendimizi eğitmeliyiz.

 

Duada belirli ol

Müller her şeyi dua ile Tanrı’nın önüne getirdi. Çoğu zaman tembellik yüzünden ya da iman eksikliğinden dolayı birçok Hristiyan yalnızca genel hatlarıyla dua eder. Tanrı’dan “çok şey” beklemek istemezler. Müller’in dua hayatı bu tür bir tutumla açık bir karşıtlık içindedir.

Mali meseleler için Tanrı’ya dua etti. Müller’in elinde tek bir kuruş bile olmadığı ve beslemesi gereken iki bin çocuğun bulunduğu birçok durum oldu. Böyle durumlarda Tanrı’ya dua ederdi. Tanrı’nın George’u birçok zor dönemden geçirdiğini belirtmek önemlidir. Bu Tanrı adamının hayatının kolay olduğu düşüncesine kapılmamalıyız. Tanrı’ya dua ettiği ve Tanrı’nın ona hemen cevap verdiği zamanlar oldu; Tanrı’ya dua ettiği ve Tanrı’nın ona uzun bir süre sonra cevap verdiği başka zamanlar da oldu. Yine de dua etmeye devam etti. Bir keresinde George, üzerine bir çocuk evi inşa edeceği bir arazi parçası satın almak istiyordu. Ne yazık ki sahibi, onu George’un ödeyebileceğinden çok daha pahalıya satmak istiyordu. Böylece George duaya yöneldi. Bu özel mesele için günde birkaç kez dua etti. Birkaç haftalık duadan sonra arazi sahibi, toprağı George’un dua ettiği fiyata satmayı kabul etti.11

George fiziksel ihtiyaçlar için de Tanrı’ya dua etti. Bir anahtarını kaybettiğinde, Tanrı’nın onu bulmasına yardım etmesi için dua ederdi. Birisi bir randevuya gelmediğinde, George onun çabuk gelmesi için dua etti.12 Dua etmek için hiçbir şeyi fazla küçük görmezdi. George’un dua isteklerine karşı tutumunu gösteren basit bir hikâye vardır. Bir keresinde genç kadın arkadaşlarından biri ona geldi ve Tanrı’nın, George’un dualarına cevap verdiği gibi kendi dualarına da cevap vermesini istediğini söyledi. George ona Tanrı’nın, çocuklarını işiteceğine dair vaadini tekrarladı. Böylece kız onun dizine oturdu ve George ona ne için dua etmesini istediğini sordu. Tanrı’nın ona biraz yün göndermesi için onunla birlikte dua etti. Kız oynamak için dışarı çıktı; sonra Tanrı’ya nasıl bir yün istediğini söylemediği aklına geldi. Koşarak içeri, Müller’in yanına girdi.

“Yeniden dua etmek istiyorum.”

“Şimdi olmaz, canım; meşgulüm.”

“Ama Tanrı’ya yünü hangi renkte istediğimi söylemeyi unuttum.”

Müller onu tekrar kucağına alarak şöyle dedi: “Haklısın; belirli ol, çocuğum. Şimdi Tanrı’ya ne istediğini söyle.”

Müller’in dua uygulaması buydu: Belirliydi ve Tanrı’ya ne istediğini söylerdi.

 

Söze adan

Güçlü duayı Kutsal Yazı’nın sürekli incelenmesinden ayırmaya çalışanlar vardır. Şöyle diyebilirler: “Ben duaya adanmışım, ama Tanrı’nın Sözü’nü incelemekte zorlanıyorum.” Ya da belki: “Kutsal Yazılar’ı seviyorum, ama kendimi duaya vermiş biri değilim.” Bu ikisini birleştirmemiz önemlidir. Dua insanları olmak istiyorsak, Söz insanları olmalıyız; gerçekten Söz insanları olmak istiyorsak, dua insanları olmalıyız. Dua onun Söz’ü incelemesine yardım etti; Söz’ün incelenmesi de onun dua etmesine yardım etti. Müller, Söz’ü dua ederek okumanın önemini vurguladı. Kutsal Yazı’dan bir parçaya kayıtsızlıkla yaklaşmak istemedi; aksine sürekli Tanrı’yı aradı ve o parçanın ne anlama geldiğini kendisine öğretmesini Tanrı’dan istedi. Hristiyan kitaplarına ve yorum kitaplarına aşırı bağlı olup, Kutsal Yazı’ya adanmamak ve Kutsal Ruh’tan bilgelik istememek konusunda sık sık uyarıda bulundu.13

Müller için Kutsal Yazı’yı dua ile birlikte okumak, duada etkili zamanlar geçirmek için temel öneme sahipti. Bu nedenle Müller kendisini Söze adadı. Hayatının son yirmi yılı boyunca Müller bütün Kutsal Kitap’ı her yıl yaklaşık dört ya da beş kez okudu. Hayatının sonuna gelindiğinde bütün Kutsal Kitap’ı yaklaşık iki yüz kez okumuştu. Kutsal Kitap’ı dua ile birlikte okuduğu için Kutsal Yazı’ya göre dua edebiliyordu. Müller’in Kutsal Yazı’yı incelemesi, duadaki başarısında merkezi bir yer tuttu.

Müller bu ilkeyi Hristiyan yaşamının erken dönemlerinde uygulamaya başladı. Sabah dua etmeden önce genellikle Kutsal Yazı’nın bir bölümü üzerinde derin düşünürdü. Kutsal Yazı üzerinde derin düşünürken, ruhu duaya çekilirdi. Sonra Kutsal Yazı’ya göre dua etmeye başlardı. Şöyle yazar: “… birkaç dakika sonra ruhum ya itirafa ya şükrana ya aracılığa ya da yakarışa yönelir; öyle ki, deyim yerindeyse, kendimi duaya değil de derin düşünmeye vermiş olsam da, bu hemen az çok duaya dönüşür.”14

Müller, Tanrı’nın Sözü’nün duadaki önemini birkaç nedenle vurguladı.

Birincisi, Kutsal Yazı’nın okunmasıyla birlikte edilen dua, imanlının Tanrı’nın kim olduğuna dair doğru bir anlayış geliştirmesine yardım eder ve bu onun imanını güçlendirir.

Hristiyan, Tanrı’nın merhametini ve Tanrı’nın gücünü okudukça ve Tanrı’nın geçmişteki harika işlerini gördükçe imanında büyüyecek ve böylece dua ettiği Tanrı’ya daha büyük bir güven duyacaktır.

İkincisi, Kutsal Yazı’nın okunmasıyla birlikte edilen dua, zor zamanlarda cesaret verir. Sınavlarımız ve koşullarımız zor göründüğünde Tanrı’nın vaatlerine dayanmalıyız. Müller şöyle yazdı: “Dahası, kutsallar arasındaki hizmetimle ilgili olarak bazen her şey karanlık, büyük bir karanlık olduğunda; eğer şeylere dış görünüşlerine göre baksaydım keder ve umutsuzluk altında ezilmem gerekeceği zamanlarda, böyle anlarda Tanrı’nın büyük gücüne, değişmeyen sevgisine ve sonsuz bilgeliğine imanla sıkıca tutunarak kendimi Tanrı’da cesaretlendirmeye çalıştım … çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Öz Oğlu’nu bile esirgemeyip O’nu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı, O’nunla birlikte bize her şeyi bağışlamayacak mı?’” Romalılar 8:32.

Üçüncüsü, Kutsal Yazı’nın okunmasıyla birlikte edilen dua, imanlının dualarını bilgilendirir. Müller sürekli olarak kendi isteğimize göre değil, Tanrı’nın isteğine göre dua etmenin önemini vurguladı. Dua isteklerini sık sık Kutsal Yazı’nın ışığında değerlendirirdi; böylece dua ettiği şeyin Tanrı’nın isteğine uygun olduğundan emin olurdu. Tanrı’nın isteğine göre dua edebilmemiz için Tanrı’nın isteğini nasıl bilebiliriz? Tanrı’nın isteğinin ne olduğunu Tanrı’nın Sözü’nü inceleyerek öğreniriz.

 

Duayı öncelik haline getir

George Müller’in hayatını okuyup da şu gerçeği görmemek kesinlikle imkânsızdır: George Müller duayı en büyük önceliği haline getirdi. Müller için dua bir seçenek değildi; sadece yapılacak başka bir şey de değildi. O, hayatının can damarıydı.

Müller’in duaya adanmışlığını okumak son derece alçaltıcıdır. Hayatı dua etrafında dönüyordu. Özel olarak dua ederdi. Her güne Kutsal Yazı’yı okuma zamanı ve dua zamanı ile başlardı. Bazen bu dua zamanları saatlerce sürerdi. Sık sık Yeni Antlaşma’yı yanına alarak yürüyüşlere çıkar ve Tanrı’ya dua ederek zaman geçirirdi. Karısıyla günlük bir dua zamanı vardı. Personeliyle de dua zamanları belirlerdi. Yine de bu sadece başlangıçtı. Sürekli dua ederdi. Bir keresinde dizlerinin üzerinde çok zaman geçirip geçirmediği sorulduğunda Müller şöyle cevap verdi: “Aşağı yukarı her gün. Ama dua ruhunda yaşıyorum. Yürürken dua ederim, yatarken dua ederim, kalkarken dua ederim.”16

Müller bu ilkeyi yalnızca öğretmekle kalmadı, ona göre yaşadı. Vaaz etmesi gerekmesine, binlerce yetime özen göstermesi gerekmesine, büyük bir personeli yönetmesine ve sayısız ayrıntıyla ilgilenmesine rağmen Müller dua etmek için her zaman vakit buldu. Şöyle açıkladı: “Başarının büyük sırrı işte buradadır. Bütün gücünle çalış, ama işinin en küçüğüne bile güvenme …. Dua et ve sonra çalış.”

Yine başkaları, dua ve Kutsal Yazı incelemesinin zevkli olmadığından yakınabilir. Müller, dua söz konusu olduğunda duyguların peşinden gitmeye karşı uyarıda bulundu ve imanlıları, böyle yapmak istemedikleri zamanlarda bile dua etmeye ve çalışmaya devam etmeye teşvik etti. Bir kişi, dua ve Kutsal Yazı’ya olan arzusunu, dua ve Kutsal Yazı incelemesi üzerinde emek vermedikçe asla geliştirmeyecektir.

Müller dua eksikliği konusunda hiçbir bahaneye hoşgörü göstermiyordu. Duayı “son seçenek” olarak düzenlememeliyiz; aksine onu “ilk seçeneğimiz” haline getirmeliyiz.

 

Mesih’i merkezde tut

George Müller İsa’yı sevdi. Tanrı’nın lütfunu hak etmediğini ve Tanrı’nın dualarına cevap vermesinin tek nedeninin Mesih’in işi olduğunu anladı. “George Müller’in hak ettiği yalnızca bir şey vardır, o da cehennemdir. Sana söylüyorum, kardeşim, hak ettiğim tek şey budur. Gerçekten cehennemi hak eden bir günahkârım. Doğam gereği kayıp bir insanım, ama lütufla kurtulmuş bir günahkârım.”18

Bu nedenle, dua hakkında her öğrettiğinde, herhangi bir bereketi almanın tek temeli olarak “İsa Mesih’in hak edişlerine ve aracılığına dayanmanın mutlak gerekliliği” üzerine her zaman büyük vurgu yapardı.19 Tanrı bizi kendi işlerimize dayanarak değil, Oğlu’nun işine dayanarak kabul eder. O’nun lütfunu hak etmiyoruz; bu nedenle Tanrı dualarımıza cevap verdiğinde asla övünemeyiz. Kendimize sürekli olarak günahlılığımızı ve Kurtarıcımızın merhametini hatırlatmalıyız.

Müller imanlıları Mesih üzerinde derinlemesine düşünmeye çağırdı. “İsa Mesih’in bizim için ne olduğunu derinlemesine düşünüyor muyuz: Kurtarıcımız olarak, Başkâhinimiz olarak, bizi Kendisine almak üzere yeniden gelecek Olan olarak; öyle ki O nerede ise biz de orada olalım … Bütün bunlarla kendimizi teselli ediyor muyuz?”20 Hristiyanlar dualarında Mesih’i sürekli yüceltmeli ve Tanrı’ya O’nun işi temelinde dua etmelidir. Müller’in duaları okunduğunda, onun tam olarak bunu yaptığı açıkça görülür. Kurtarıcısını bütün yüreğiyle sevdi ve O’nu duada ve hayatıyla yüceltmek için çalıştığı açıkça görülür.

 

Günahı itiraf et ve terk et

Kutsal Yazı, Tanrı’nın kötülerin dualarını “dinlemediğini” açıkça bildirir. “Yasaya kulağını tıkayanın duası da iğrençtir” (Süleyman’ın Özdeyişleri 28:9). Günah dualarımızı engeller.

1 Petrus 3:7 bu gerçeği oldukça açık bir şekilde gösterir: “Bunun gibi, ey kocalar, siz de daha zayıf varlıklar olan karılarınızla anlayış içinde yaşayın. Tanrı’nın lütfettiği yaşamın ortak mirasçıları oldukları için onlara saygı gösterin. Öyle ki, dualarınıza bir engel çıkmasın.”

Müller bu ilkeyi benimsedi. Şöyle uyardı: “Doğru bir yüreği korumaya çalışmamız ve temiz bir vicdana sahip olmamız son derece önemlidir; bu nedenle Tanrı’nın düşüncesine aykırı olan şeylere bilerek karışmamalı ve bunları alışkanlık haline getirmemeliyiz … Eğer suçlu bir vicdanım varsa ve hâlâ Tanrı’nın isteğine aykırı şeyler yapmaya devam ederken bu suçlu vicdanı temizlemeye çalışmıyorsam, Tanrı’ya olan bütün güvenim, sıkıntı zamanında O’na dayanmamın tamamı yok olacaktır.”21 O, bir Hristiyan’ın tövbe edilmemiş bir günaha karışmaya devam ederken Tanrı’dan imanla istemesi gerektiğine inanmıyordu.

Bu nedenle itiraf, Müller’in dualarında önemli bir yer tuttu. Tanrı’dan sık sık günahını kendisine göstermesini ve onu günahlı kararlardan korumasını isterdi. Müller bedensel arzularını öldürmeye çalıştı ve yalnızca Mesih için yaşamaya gayret etti. Başarısının sırrının ne olduğu sorulduğunda Müller şöyle cevap verdi: “Bir gün öldüğüm gün vardı; tamamen öldüm,” ve bunu açıklarken neredeyse yere değene kadar gittikçe daha fazla eğildi, “George Müller’e, onun düşüncelerine, tercihlerine, zevklerine ve iradesine öldüm; dünyaya, onun onaylarına ya da kınamalarına öldüm; kardeşlerimin ve dostlarımın onayına ya da suçlamasına öldüm; ve o zamandan beri kendimi Tanrı’ya makbul olarak göstermeye çalıştım.”22

 

Duada sebat et

George Müller’in hayatından öğrenilmesi gereken en önemli derslerden biri, dua istekleri hızlı cevap almadığında nasıl karşılık vereceğimizdir. Çünkü Müller’in Tanrı’nın çabucak cevapladığı binlerce dua isteği olduğu gibi, O’nun cevabı geciktirdiği binlerce dua isteği de vardı. Müller’in hayatındaki olayları okurken, Tanrı’nın George’u bir cevap için ne kadar sık beklettiğini görmek oldukça çarpıcıdır. Tanrı geciktiğinde Müller nasıl karşılık verdi? Dua ile. Tanrı duaya cevap vermekte yavaş davranıyorsa, pes etme. Bunun yerine daha sık dua et.

Müller şöyle yazar: “Biri ya da bir başkası, bütün dualarımın hemen cevaplandığını düşünebilir. Hepsi değil. Bazen haftalar, aylar ya da yıllar beklemem gerekti; bazen de birçok yıl … 1866 yılının ilk altı haftasında, uzun zamandır dua ettiğim altı kişinin kurtuluşunu duydum. Biri için yaklaşık iki ya da üç yıl dua etmiştim. Bir başkası için yaklaşık üç ya da dört yıl; bir başkası için yedi yıldan fazla; dördüncüsü için on yıldan fazla; beşincisi için on beş yıldan fazla; altıncısı için ise yirmi yıldan fazla. Başka bir durumda iman bundan bile daha fazla denendi. Kasım 1844’te beş kişinin kurtuluşu için dua etmeye başladım. Hastalıkta ya da sağlıkta, karada ya da denizde, işlerimin baskısı ne olursa olsun, tek bir ara vermeden her gün dua ettim … ikisi hâlâ kurtulmamış durumda … ama Tanrı’ya umut bağlıyorum, dua etmeye devam ediyorum ve yine de cevap bekliyorum.”23

Müller’in birçok misyonerlik yolculuğundan birinde, çok cesareti kırılmış bir adam öğüt almak için ona geldi. Bu adamın, uzun yıllardır uğrunda dua ettiği altı oğlu vardı. Oğulları, bütün dualarına rağmen Tanrı’ya ya da kendi canlarına hiçbir ilgi göstermiyordu. George’un kendisine ne yapması gerektiğini söylemesini istiyordu. Müller sadece şöyle cevap verdi: “Oğulların için dua etmeye devam et ve dualarına cevap bekle; Tanrı’yı yücelteceksin.”24

Müller yetimlerin sayısını üç yüzden bine çıkarmak istediğinde, bu konuda Tanrı’nın yardımı için dua etmeye başladı. Tanrı duasına cevap verinceye kadar on bir yıl boyunca gün be gün dua etmeye devam etti.

Müller yeni bir ev açarken ve çocuk evleri için daha fazla yardımcıya ihtiyaç duyarken, Rab’bi duayla aradı. Ancak ev açılmaya hazır olduğunda, işi dolduracak yeterli sayıda başvuran yoktu. Müller nasıl karşılık verdi? Daha önce cevaplanmış dualar için Tanrı’ya şükrederek ve bu mesele için günde bir kez dua etmeye değil, yardımcılar için günde üç kez dua etmeye karar vererek. Bunu dört ay boyunca yaptı ve Tanrı’nın duasına oldukça güçlü bir şekilde cevap verdiğini görmekten sevinç duydu.”25

Müller tutumunu basitçe şöyle özetler: “Bir şeyin doğru olduğuna ve Tanrı’nın yüceliği için olduğuna ikna olduğumda, cevap gelinceye kadar dua etmeye devam ederim. George Müller asla pes etmez.”26

Müller birkaç nedenle duada sebatkârdı.

Birincisi, Tanrı’nın duaya cevap verdiğine gerçekten inanıyordu. Tanrı’nın yavaşlığı Müller’in imanını sarsmıyordu. Müller ilk çocuk evini açmadan önce on dört ay ve üç hafta boyunca her gün dua etti. “Bu süre boyunca ihtiyacım olan her şeye sahip olmayacağıma dair en küçük bir kuşkum bile olmadı.”27

Birçoğumuz duada devam etmekte zorlanırız; çünkü yüreğimizin derinliklerinde Tanrı’nın dualarımızı gerçekten işitip işitmediğinden emin değiliz. İsa bize şöyle der: “Hanginiz kendisinden ekmek isteyen oğluna taş verir? Ya da balık isterse yılan verir? Sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, göklerdeki Babanız’ın, kendisinden dileyenlere güzel armağanlar vereceği çok daha kesin değil mi?” (Matta 7:9-11).

Müller bu vaatten emindi ve bu nedenle Baba’nın iyiliğinden kuşku duymadı. “Çünkü lütuf aracılığıyla zihnim Rab’bin sadakatine öylesine güvenmişti ki, en büyük ihtiyacın ortasında bile başka işle ilgilenmeye devam edebiliyorum. Gerçekten, Tanrı bana bunu [Tanrı’nın sadakatine ilişkin bu güveni] vermemiş olsaydı …. çalışabilmem pek mümkün olmazdı.”28

İkincisi, Tanrı’nın belirli dualara cevap vermekte yavaş davranmasının iyi nedenleri olduğuna inanıyordu. Müller aslında, Tanrı’nın bilge amaçlarına tamamen dayanması nedeniyle, duaları hemen cevaplanmadığında sevinebiliyordu. Tanrı dualarına hemen cevap vermediğinde George bunu O’nun sevgisinin bir işareti olarak görüyordu; çünkü Tanrı böyle yaparak Müller’in imanını güçlendiriyordu. “Gerçekten, günbegün sevgili Babamızın bizi ilgilendiren her şeye duyduğu sevgi dolu ilgisinin böyle kanıtlarına sahip olmak uğruna yoksul olmak ve imanımızın çok sınanması buna değer. Babamız başka türlü nasıl davranabilir? O, Oğlunu vererek sevgisinin mümkün olan en büyük kanıtını, verebileceği en büyük kanıtı bize vermiştir; kuşkusuz bize her şeyi de karşılıksız verecektir.”29

Müller, Tanrı’nın imanlının imanını güçlendirmek için bize cevap vermeyi sık sık geciktirdiğini öğrendi. Bir imanlının duaları çabucak cevaplanmadığında, meseleyi kendi eline almak yerine, yardım için Tanrı’ya bakmaya devam etmeli ve kurtuluş için O’nu beklemelidir. Bu, Hristiyanların hiçbir şey yapmaması gerektiği anlamına gelmez. Müller hiçbir şey yapmama tutumunun “imanın sahteleştirilmesi” olduğuna inanıyordu.30 Bunun yerine imanlı Tanrı’ya yakarmaya devam etmeli ve Kutsal Yazı’ya itaat ederek hareket etmelidir.

Üçüncüsü, Müller Tanrı’nın halkının içten dualarından hoşnut olduğuna inanıyordu. Dul kadın ve adaletsiz yargıç benzetmesi, Müller’e kaygılarını lütufkâr Tanrı’nın önüne getirmeye devam etmesi için büyük cesaret verdi. Tanrı, halkının sebatla dua etmesini ister.

Dördüncüsü, Müller duada sebatkârdı; çünkü her şeyden çok Tanrı’nın yüceliğini kuvvetle arzuluyordu. “O’nun yüceliği benim başlıca amacımdı … yani yaşayan Tanrı’ya dayanmanın boş bir şey olmadığını göstermek.”31 O basitçe şöyle der: “Tanrı’nın çocukları, O’nun elinden istedikleri şeylerde Tanrı’nın yüceliğini her zaman gözlerinin önünde bulundurmalıdır…”32 Hristiyan’ın deneme altında sabrı Tanrı’ya yücelik ve onur getirebilir. Müller öncelikle Müller’le meşgul değildi; bu nedenle her tür koşulda hoşnuttu. Elçi Pavlus’un şu sözündeki tutuma sahipti: “Bunu ihtiyacım olduğu için söylemiyorum. Çünkü ben her durumda eldekiyle yetinmeyi öğrendim.” Pavlus bunu neden söyleyebiliyordu? Çünkü Pavlus Pavlus için yaşamıyordu; Pavlus’un hayatı Mesih’te saklıydı ve bu nedenle Tanrı yüceltildiği sürece koşullarının ne olduğu önemli değildi. Birçoğumuzun duada sebat etmekte zorlanmasının başlıca nedenlerinden biri, bencil güdülerle dua etmemizdir. “Dilediğiniz zaman da dileğinize kavuşamıyorsunuz. Çünkü kötü amaçla, tutkularınız uğruna kullanmak için diliyorsunuz” (Yakup 4:3).

Öncelikle Tanrı’nın yüceliğiyle meşgul olan bir kişi, dua istekleri hemen cevaplanmadığında cesareti kırılmayacaktır. Bunun yerine Romalılar 8:28’in vaadinde dinlenecektir: “Tanrı’nın, kendisini sevenlerle, amacı uyarınca çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz.”

George Müller’in örneğini izlemeli ve her zamankinden daha zor olduğunda bile duada devam etmeliyiz. “Bu nedenle sevgili kardeşler, Tanrı’yı beklemeye devam edin, dua etmeye devam edin; yalnızca Tanrı’nın düşüncesine uygun şeyler istediğinizden emin olun…”33

Sayfanın başına dön