Hristiyan Bayramlarının Kutlanmaması Gerektiğine Dair 8 Sebep
PurelyPresbyterian’dan çevrilmiştir
Birçok Reform Kilisesi, tarih boyunca Noel ve Paskalya gibi insanlar tarafından belirlenen kutsal günlerin kutlanmasına karşı çıkmıştır. Bazı inanç ikrarlarında kutsal günlerin belirli ölçüde kutlanmasını Hristiyan özgürlüğüne bırakan kıta Avrupası’ndaki Reform Kiliseleri bile bunu çoğu zaman, Reform’un daha da ilerlemesi uğruna inatçı halkla uzlaşmak zorunda kaldıkları veya sivil yöneticiler onları buna mecbur ettiği için yapmışlardır (bkz. John Calvin ve Kutsal Günler). Dordrecht Sinodu’nun delegelerinden Gisbertus Voetius, Hollanda Kilisesinin uzun zamandır kutsal günlerden kurtulmaya çalıştığını, fakat sinodun kutsal günlere izin vermesinin «dışarıdan dayatılmış, kiliseler için ağır, kendi başına ve mutlak anlamda istenmeyen bir şey olduğunu; daha kötü, nahoş ve zararlı durumları önlemek amacıyla Sinodların, bir tür uzlaşma yoluyla bunu kabul etmeye, içeri almaya ve benimsemeye çağrıldıklarını, zorlandıklarını ve mecbur bırakıldıklarını» anlatır (Selectarum Disputationum Theologicarum pars prima, Kilise Düzenimizde Neden Kiliseye Ait Bayram Günleri Var? adlı eserde alıntılanmıştır). Daha sonraki Hollanda İleri Reformu, kutsal günlerin kutlanmasını kiliselerden kaldırmakta daha başarılı oldu (bkz. Nadere Reformatie Noel’e Karşı). [1]
Ne yazık ki bugün yalnızca birçok Reform Kilisesi Noel ve Paskalya’yı yeniden kutlamaya başlamakla kalmıyor, bazıları Oruç Devresi’ni, Kutsal Cuma’yı, Advent’i vb. de kutlamaya başlıyor. Bu yazıda, Reformcuların insanlar tarafından belirlenen kutsal günlere neden karşı çıktıklarını ve yılda 52 kez yalnızca Rab’bin Günü’nü kutladıklarını açıklayan sekiz sebebi ana hatlarıyla ortaya koyacağız. [2]
1. «Altı gün çalışacaksın, ve bütün işini yapacaksın» (Çıkış 20:9)
Tanrı bize altı çalışma günü ve bir dinlenme ve ibadet günü vermiştir. Altı günlük çalışmayı ister bir buyruk ister bir izin olarak yorumlayalım, kutsal bir günün ihdas edilmesi bu ilkeyi ihlal eder. Eğer bu bir buyruksa, hiçbir insan bunun aksini buyuramaz. Eğer altı gün çalışma izniyse, kilise görevlileri de dâhil olmak üzere hiçbir insanî otorite vicdanı bağlayamaz ve Tanrı’nın haftada altı gün çalışma konusunda vermiş olduğu özgürlüğü ortadan kaldıramaz; olağanüstü ilahî takdirlerin zaman zaman ziyafet veya oruç günlerini gerektirmesi bunun dışındadır (aşağıya bakınız).
Noel veya Paskalya gibi belirli bayramları kutlama konusunda çok büyük bir toplumsal baskı vardır. Aile üyeleri katılmamayı seçse aileleri üzülür; bazıları işverenlerinden o günü izinli geçirmeyi ahlakî bir hak olarak görür ve bu bayramlardan birinde çalışmaya mecbur bırakılmaları hâlinde işverenin Hristiyan özgürlüklerini ihlal ettiğini yanlış biçimde düşünür; yerel kiliseler özel ibadet toplantıları düzenlediğinde cemaatin katılması için büyük bir baskı oluşur vb. Bütün bunlar, gerçek vicdan özgürlüğünün ve haftanın altı gününün çalışma için kullanılabileceği veya kullanılması gerektiği yönündeki doğal ilkenin ihlalidir. Bu örnekler, bazıları bu bayramların zorunlu olmadığını ileri sürse bile, onlara duygusal olarak bağlanmaları ve başkalarına bu konuda davranış biçimleri nedeniyle, uygulamada bunların kayıtsız şeyler (adiaphora) olarak görülmediğini göstermektedir.
Bu argüman önemlidir, fakat tek başına kesin değildir. Aşağıdaki yedi sebep, Reformcuların insanlar tarafından belirlenen kutsal günlere karşı çıkışının daha tam bir tablosunu ortaya koymaktadır.
2. Yalnızca Tanrı bir günü kutsal kılabilir
«Gerçek Tanrı’ya ibadet etmenin makbul yolu, bizzat O’nun tarafından belirlenmiştir ve O’nun açıklanmış iradesiyle öylesine sınırlandırılmıştır ki, O’na insanların hayalleri ve icatlarıyla veya Şeytan’ın telkinleriyle, herhangi bir görünür temsil aracılığıyla ya da Kutsal Yazı’da emredilmemiş başka herhangi bir şekilde ibadet edilemez (Çıkış 20:4-6; Yasanın Tekrarı 4:15-20; 12:32; Matta 4:9-10; 15:9; Elçilerin İşleri 17:25; Koloseliler 2:23).»
Westminster İnanç İkrarı 21:1
Tanrı, O’na «kendi yüreğimizin ve gözlerimizin ardından» ibadet etmemizi yasaklar; çünkü düşmüş zihinlerimiz bizi «fahişelik etmeye» sürükleyecektir. Gerçek kutsallık, Tanrı’ya O’nun buyruklarına göre ibadet etmektir (Sayılar 15:39-40). Bizi kutsal ibadete yönlendirebilecek olan yalnızca Tanrı’nın zihnidir; bunu kendi başımıza yapamayız. İnsanlar tarafından belirlenen kutsal günler ve törenler, Kilisenin Başı’na karşı bir hakarettir; çünkü insanın günleri kutsal kılmaya veya «sanat ve insan icadıyla» ibadet unsurları meydana getirmeye hiçbir gücü ya da yetkisi yoktur (Elçilerin İşleri 17:29; krş. 1. Krallar 12:33). Kutsal Yazı’nın manevî önem atfetmediği bir şeye böyle bir önem yüklemek, iradî ibadetin (Koloseliler 2:23), yani putperestliğin özüdür.
«Eğer bu putperestlik değilse, insanın icat ettiği ayinlere, gökte ve yerde bütün yetkinin ait olduğu O’ndan başkasının yapamayacağı bir şeyi yapma gücü ve erdemi atfetmek nedir?»
George Gillespie, İngiliz Papacı Törenlerine Karşı Bir Tartışma, s. 192.
Özel bir ibadet ve dinlenme gününü ayırma ayrıcalığı ve yetkisi yalnızca Tanrı’ya aittir. İnsanların bir günü kutsal kılma yetkisi yoktur; Tanrı’ya dilediğimiz gibi ibadet edemeyiz, O’na bize nasıl ibadet edilmesini istediğini bildirdiği şekilde ibadet etmeliyiz. Kilisenin Başı olan Mesih, Yeni Antlaşma ibadeti için Rab’bin Günü dışında hiçbir günü kutsal kılmamıştır. Bu nedenle, Mesih’in kilise takvimine kendi kilise takvimimizi eklemek, O’nun Kilise üzerindeki baş oluşuna karşı bir hakaret olurdu. Tanrı’yı ibadetteki zekâmız ve yeniliklerimizle etkilemeye çalışmak yerine, O’nun ihdas ettiği şeyleri gözlemleyerek kutsal saymalıyız.
«Ne sivil ne de kiliseye ait hiçbir güç kutsal bir gün ihdas edebilir: ne Kral ne de Kilise; yalnızca günü yaratan ve onu geceden ayıran Rab: yedinci günü O kutsal kılmıştır… Bir günün kutsal bir kullanım için özel olarak kutsal kılınması Tanrı’nın buyruğuna ve ihdasına bağlıysa, o hâlde ne Kral ne de temsilî Kilise kutsal bir gün ihdas edebilir.»
Perth Meclisi, s. 67.
Noel ve Paskalya, diğer günlerden özünde daha kutsal kabul edilmese bile, amaçları ve kullanımları bakımından dinî uygulamalar için ayrıldıkları için burada sözünü ettiğimiz anlamda «kutsal günler»dir. Rab’bin Günü’nde Tanrı’nın Sözü’nün herhangi bir kısmını öğretme özgürlüğü varken, bu günlerde belirli Kutsal Kitap metinlerinin seçilmesi gerekir. Mum yakmak, hurma dalları sallamak ve kasıtlı dinî anlam taşıyan belirli süslemeler gibi Kutsal Kitap’a aykırı törenler eklenir. Bunların hepsi İbadetin Düzenleyici İlkesi’ni ihlal eder ve Mesih’in Kilisesi üzerindeki baş oluşunu sarsar. Böylece, gerçekte, insanların tayin ettiği kutsal günler yalnızca «Rab tarafından tayin edilen ahlakî Şabat’a» eşit tutulmakla kalmaz, «ihtişam bakımından onu aşar» (Ibid.).
Zaman zaman düzenlenen toplu oruç veya şükran günleri
«Bununla birlikte, Tanrı’nın ilahî takdirinin çeşitli, dikkat çekici ve olağanüstü tecellilerinin halkına sebep ve fırsat sağlamasına göre, ortaya çıkan özel durumlarda bir veya daha fazla günü toplu oruç veya şükran için ayırmak hem meşru hem de gereklidir.»
Westminster Kamusal İbadet Rehberi
Doğa Işığı bize, Tanrı’nın yargısı açıkça görüldüğünde veya bir toplumun belirli bir günahtan tövbe etmeye çaresizce ihtiyaç duyduğu zaman, genel bir oruç ilan etmenin ve Tanrı’nın gazabını geri çevirmesi ve tövbe bağışlaması için O’na yakarılacak bir zaman ayırmanın uygun olduğunu öğretir. Benzer şekilde, bereket zamanlarında toplu şükran için bir gün ayırmak da uygundur. İlahî takdir olaylarının sebep olduğu zaman zaman düzenlenen oruç veya şükran günleri Kutsal Yazı’da tekrar tekrar görülür (örneğin 2. Tarihler 20:2-3; Ezra 10; Nehemya 9; Yoel 1:14; 2:15; Tsefanya 2:1-3; Matta 9:15); buna karşılık, insanlar tarafından ayrılan geleneksel bayramlar Kutsal Yazı’da açıkça reddedilir. Altın buzağının yapılması ve ona tapılmasıyla ilgili isyan ve putperestliğin bir parçası, «Yehova» için kutsal bir ibadet günü ihdas etmekti (Çıkış 32:5). Yeroboam da, kısmen emredilmiş Musaî bayramları taklit ederek ve «kendi yüreğinden tasarladığı» kutsal bir gün ihdas ederek Rab’bi büyük ölçüde öfkelendirdi (1. Krallar 12:33).
Kilise tarafından ilan edilen, zaman zaman düzenlenen oruç veya şükran vakitleri ibadetin şartlarıdır; çünkü «orucun bütün özel sebepleri, vesileleri ve zamanları Kutsal Yazı’da belirlenemezdi» (Gillespie, İngiliz Papacı Törenlerine Karşı Bir Tartışma, s. 51). Fakat Kilisenin Kutsal Kitap’taki olayları (Mesih’in doğumu veya dirilişi gibi) anmak için ayırdığı yıllık günler ibadet unsurları olurdu ve Kutsal Yazı’da hiçbir dayanakları yoktur. Birinciler, kilise ihtiyarlarının (veya bir kişinin, ailenin, topluluğun ya da milletin) fark ettiği güncel zorluklara veya bereketlere verilen karşılıklardır ve bu özel şartlar altında Tanrı’ya karşılık olarak oruç veya ziyafet çağrısıdır. İkinciler ise mekanik bir düzenlemeden doğar (krş. Markos 2:18-20; Matta 6:16-18; G. I. Williamson, Çalışma Sınıfları İçin Westminster İnanç İkrarı, s. 169) ve durumsal değil, Kutsal Kitap’a ait konuları ele alarak onları ibadet unsuru olarak Rab’bin Günü’yle aynı düzeye koyar. Kendi icadımız olan ibadet unsurlarını ihdas ettiğimizde ne kadar da küstahız!
3. Tanrı’dan başka hiç kimse hiçbir zaman kutsal bir gün tayin etmemiştir
Yalnızca Tanrı’dan başkası bir günü kutsal kılamamakla kalmaz, Eski Antlaşma’da da gerçekte hiç kimse bunu meşru biçimde yapmamıştır; dolayısıyla Yeni Antlaşma çağında da hiç kimse kutsal bir gün ihdas edemez. Peki ya Purim (Ester 9:22) ve İsa’nın sırasında Yeruşalim’de bulunduğu İthaf Bayramı (Hanuka) (1. Makabiler 4:36; Yuhanna 10:22)?
Purim
«Purim günlerinin yalnızca sivil neşe ve sevinç günleri olarak tayin edildiği anlaşılmaktadır; tıpkı Krallığın veya Devletin elde ettiği unutulmaz bir iyiliği kutlamak için ateşler yaktığımız ve başka sivil sevinç belirtileri gösterdiğimiz zamanlarda olduğu gibi. Çünkü bunlara Purim’in kutsal günleri değil, yalnızca Purim günleri denir; bunlar ziyafet ve insanların birbirlerine paylar gönderdiği günlerdir (Ester 9:19-22). O günlerde Tanrı’ya ibadetten söz edilmez.»
George Gillespie, İngiliz Papacı Törenlerine Karşı Bir Tartışma, s. 245.
Purim, özünde Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 4 Temmuz ile aynı türde bir bayramdır. Dinî bir bayram değil, sivil bir kutlamadır; dolayısıyla İbadetin Düzenleyici İlkesi’nin kapsamına girmez. Ayrıca Ester Kitabı’nın geleneksel olarak aynı zamanda bir peygamber olan Mordekay tarafından yazıldığı kabul edilir (Ester 4:13). Bu nedenle, «Purim günleri kutsal günler olarak ihdas edilmiş olsun veya olmasın, onlar için sıradanın ötesinde bir dayanak vardı» (Ibid., s. 101) ve bunlar Tanrı’nın bir peygamberi tarafından ihdas edildi. Dolayısıyla ister sivil ister kutsal olsun, Purim meşruydu.
İthaf Bayramı (Hanuka)
İthaf Bayramı, iki Antlaşma arasındaki dönemde meydana gelen Makabi İsyanı sırasında Yeruşalim’deki ikinci Tapınağın yeniden adanmasının anılmasıydı ve apokrif 1. ve 2. Makabiler kitaplarında kaydedilmiştir. Thomas Cartwright, Eski Antlaşma’da kaydedilen birinci ve ikinci Tapınakların adanmalarını Yahuda Makabi’nin yaptığı adanmayla karşılaştırarak, bunun meşru biçimde gerçekleştirilen ilk iki adanmayla aynı nitelikte olmadığını göstermektedir:
«Bu [İthaf] Bayramı’nın uygunsuz ve temelsiz biçimde ihdas edildiği, Süleyman dönemindeki birinci Tapınağın adanması (1. Krallar 8:22 vd.) ile Babil sürgününden dönüşten sonraki ikinci Tapınağın adanmasının (Ezra 6:15-18) karşılaştırılmasından görülebilir. Bu adanmalarda, tek bir gün bile olmak üzere, herhangi bir Bayram’ın ihtişamıyla yıllık bir anma yapılmadığına göre, bu Bayram’ın her yıl sekiz gün boyunca kutlanmasının Süleyman’ı ve sürgünden dönüşteki adanmayı yönlendiren Ruh tarafından gerçekleştirilmediği açıktır. Bu Ruh, Yahuda’da [Makabi] olduğundan daha bol biçimde Süleyman’da ve sürgünden dönüşteki adanmayı yöneten Peygamberlerde bulunduğuna göre, onlardan daha kısa bacaklara sahip olduğu hâlde bu konuda onları aşmaya kalkışması Yahuda’nın küstahlığını daha da artırmıştır. Ve onun düşüncesizliği şu sebeple daha da ağırdır: Onların hiçbiri, bütün Tapınağın tüm araç ve eşyalarıyla birlikte inşa edilmesi için yıllık hatırayı yenileyecek bir Bayram tayin etmemişken, Yahuda yalnızca Sunağın ve Tapınağın harap olmuş bazı yerlerinin yenilenmesi için bu büyük ihtişamı ihdas etmiştir.»
Ferisiler, Tekuphas (ekinokslar) bayramları ve Ksiloforia Bayramı gibi ilahî dayanağı olmayan birçok bayram eklediler. İthaf Bayramı da yalnızca başka bir Ferisî geleneğiydi.
İsa’nın İthaf Bayramı sırasında Yeruşalim’de bulunması
«O vakit Yeruşalim’de İthaf bayramı idi; ve kış idi. Ve İsa mabette, Süleyman eyvanında geziniyordu. Yahudiler de etrafını çevirdiler…» (Yuhanna 10:22-24a).
Bunun gayrimeşru bir kutsal gün olduğunu düşünelim ya da düşünmeyelim, bu pasaj İsa’nın İthaf Bayramı’nı kutladığını söylemez; aksine, sonraki olayların gerçekleştiği zamanı ve yeri bildirir. Bu pasajdan İsa’nın gayrimeşru kutsal günü onayladığını varsaymak dayanaksız olurdu. Mesih, insanlar tarafından belirlenen kutsal günü kutlamak için değil, İthaf Bayramı sırasında kalabalıklara vaaz edebilmek için Çardaklar Bayramı’ndan (Yuhanna 7) sonra Yeruşalim’de kaldı. Mardi Gras sırasında New Orleans’ta bulunan bir sokak vaizinin Mardi Gras’ı kutladığı sonucuna varmazdık. Pasajın amacı, Mesih’in bu fırsatı gerçek «dünyanın ışığı»nın ne olduğunu öğretmek için kullandığını göstermektir; «iradî ibadeti» veya «insanların buyruklarını» onayladığını değil.
«İsa, ilahî olarak ihdas edilmemiş olmasına rağmen, Yahudi kalabalıklarının her taraftan toplandığı İthaf Bayramı’nı hizmetini yerine getirmek için uygun bir fırsat olarak değerlendirdi…»
Samuel Davies, vaazlar, 1758.
4. Yıllık kutsal günler Törensel Yasa’nın bir parçasıydı ve onunla birlikte yürürlükten kaldırıldı
«Mademki dünyanın iptidaî şeylerinden Mesih ile öldünüz, niçin dünyada yaşıyormuş gibi, insanların emirleri ve öğretilerine göre: Dokunma; tatma; elleme; gibi hükümlere tâbi oluyorsunuz? Bunların hepsi kullanılmakla yok olacak şeylerdir. Bu şeylerin gerçekten iradî ibadette, alçak gönüllülükte ve bedeni ihmal etmekte bir hikmet görünüşü vardır; fakat bedenin arzularını tatmin etmeye karşı hiçbir değeri yoktur» (Koloseliler 2:20-23).
«Elçi bunlara “zayıf ve yoksul unsurlar” der (Galatyalılar 4:9-10); “dünyanın unsurları” (Koloseliler 2:20); “gelecek şeylerin gölgeleri” (Koloseliler 2:16-17). Elçi “Yahudi günlerinin kutlanması” demedi; fakat günlerin kutlanması kendi başına Tanrı’nın halkı için tipolojik bir kullanım ve dinin ilk öğretisi olarak hizmet ediyordu. Bazı yıllık günlerin kutlanması Yahudilere, eğitimleri için unsurlar ve ilkeler olarak emredildiyse, bundan yıllık günlerin kutlanmasının kendi başına ilkel bir eğitim olduğu sonucu çıkar; aksi hâlde Elçi’nin gerekçesi geçerli olmaz.
Elçi, yiyecekler arasındaki ayrımı kınadığı gibi günler arasındaki ayrımı da kınar. Bazı yiyecekleri temiz, bazılarını kirli saymak Yahudiliğe aittir; biz Yahudilerin yaptığı aynı ayrımı gözetmesek bile. Günler ve yiyecekler birbirine paralel olarak ele alınır; Rab’bin buyruğuyla böyle ayrılmamış bir günü diğerinden daha kutsal saymak da Yahudiliğe ait olmalıdır. Müjde altındaki Kilise bu ilk unsurları geride bırakmıştır; dolayısıyla yıllık günlerin kutlanması ona yakışmaz. Yahudi günlerinin yerine başka günler, Yahudi Paskalyası ve Pentekostu yerine Hristiyan Paskalyası ve Pentekostu koymak, Yahudilere ait ilk unsurların yerine başka ilk unsurlar koymaktan başka bir şey değildir; Yahudi kutsal günlerini ortadan kaldırmak değil, değiştirmektir…
Yahudilerin yürürlükten kaldırılmış olanlardan başka hiçbir yıllık günü yoktu. Bunlar yalnızca “gelecek şeylerin gölgeleri” olarak değil, geçmiş bereketlerin anıları olarak da yürürlükten kaldırıldılar. Hatırlama günleri olarak bile Yasa’nın pedagojisine aittiler. İman etmiş Yahudiler, Yahudi bayramlarını geçmiş bereketlerin anıları olarak bile meşru biçimde kutlayamazlar (Galatyalılar 4). Onların bütün yıllık günleri her bakımdan kaldırılmıştır ve kaldırılmış olanlardan başka günleri de yoktu. Dolayısıyla bunların hepsi her bakımdan Törensel Yasa’ya aitti. Bu nedenle, yıllık günlerin kutlanması, hatırlama bakımından bile, Yahudiler için pedagojik, ilkel ve temel nitelikteydi; dolayısıyla törenseldi… Mesih’in gelişinden sonra, Yahudiler Hristiyanlığa döndüklerinde devam edecek hiçbir yıllık ihtişamlı günleri yoksa, Hristiyanlar yıllık günlerin kutlanmasını nasıl benimseyebilirler?»
Perth Meclisi, s. 72.
5. İsa Mesih, Rab’bin Günü’nden başka hiçbir kutsal gün ihdas etmemiştir
Eski Antlaşma törenlerinin ve bayramlarının yürürlükten kaldırılmasına ve Yeni Antlaşma’nın herhangi bir yeni kutsal gün konusunda bütünüyle sessiz kalmasına ek olarak—ki bu, Hristiyan Şabatı olan Rab’bin Günü dışında hiçbir Hristiyan kutsal günü bulunmadığını kanıtlamak için yeterli olurdu—aşağıdaki sebepler de yeni kutsal günlerin bulunmadığını göstermektedir.
Mesih’e adanmış başka günler olsaydı, Elçi Yuhanna’nın «Rabbin gününde Ruhta idim» (Vahiy 1:10) sözü belirsiz olurdu. Yuhanna, okuyucularının hangi günden söz ettiğini anlayacaklarını açıkça varsaymaktadır. Elçi Pavlus Yahudi kutsal günlerinin kutlanmasını kınadığında (Koloseliler 2:16; Galatyalılar 4; vb.), onları yeni kutsal günlere yönlendirmez. Böyle günler var olsaydı, onlardan söz etmek için uygun yer burası olurdu.
«Bu argümana karşı öncelikle, Elçi’nin [Şabat’ı] günlerin gözetilmesiyle karşılaştırdığı ileri sürülmektedir (Romalılar 14:5-6).
Cevap: Elçi, Hristiyan özgürlüğünün doluluğunu anlamayan zayıf Yahudilerin güçsüzlüğüne tahammül etmektedir. Ve törensel yasa henüz gömülmemişti (İbraniler 8:13). Fakat aynı Elçi, bu özgürlüğe erişmiş ve bir zamanlar günlerin gözetilmesini bırakmış olan Galatyalıları azarlar (Galatyalılar 3:3-4; 4:9-11; 5:7-8). Dahası, Yahudi günleri bir zamanlar bizzat Tanrı tarafından tayin edilmiş olma onuruna sahipti; fakat insanlar tarafından tayin edilen yıllık günler aynı onura sahip değildir.»
Ibid., s. 74.
Kısalık uğruna, burada Rab’bin Günü’nün Hristiyan Şabatı olduğuna dair bir savunmaya girmeyeceğiz. Bkz. Şabat’ın Sürekliliği ve Değişimi | Jonathan Edwards.
İlk Kilise’de kutsal günler
İlk Kilise’de Pascha’nın, yani Paskalya’nın kökeni hakkında birbiriyle çelişen rivayetler vardır. Bazı kaynaklar Elçi Yuhanna’nın bunu kendilerine öğrettiğini, bazıları ise Petrus ve Pavlus’un öğrettiğini ileri sürmüştür; fakat bu rivayetler güvenilir değildir. Yalnızca Kutsal Yazı iman ve yaşam kuralıdır (Luka 16:29, 31; Efesliler 2:20; 2. Timoteos 3:16; Vahiy 22:18-19) ve Elçiler Kilisenin bir şeyi gözetmesini isteselerdi, onu Kutsal Yazı’da yazarlardı. Ayrıca Elçiler, Fısıh’ın Hristiyan bir biçimi olan Pascha’yı (Paskalya) ihdas etmek üzere Kutsal Ruh tarafından esinlenmiş olsalardı, İlk Kilise’den bazılarının tanıklık ettiği gibi, onun hangi gün kutlanacağı konusunda anlaşmazlığa düşmezlerdi. Bazıları Filipus ve Yuhanna’nın ayın on dördüncü gününü gözettiğini, bazıları ise Petrus’un ayın on dördüncü gününden sonraki ilk Rab’bin Günü’nü gözettiğini bildirmiştir; bu da uzun süren bir tartışmaya dönüşmüştür.
«Elçilerin amacı bayram günleri tayin etmek değil, doğru bir yaşamı ve dindarlığı öğretmekti. Ve bana öyle geliyor ki, birçok başka âdetin farklı yerlerde kullanıma göre yerleşmiş olması gibi, Paskalya bayramı da, Elçilerden hiçbiri bu konuda yasa koymadığından, her yerde halkların kendine özgü özelliklerine göre kutlanmaya başlanmıştır. Ve bunun yasa koyma yoluyla değil, bir âdet olarak ortaya çıktığını gerçekler kendileri göstermektedir… Quartodecimanlar, on dördüncü günün gözetilmesinin kendilerine Elçi Yuhanna tarafından aktarıldığını ileri sürerler; Romalılar ve Batı bölgelerinde yaşayanlar ise kendi uygulamalarının Elçiler Petrus ve Pavlus’tan kaynaklandığını bize temin ederler. Bununla birlikte, bu iki tarafın hiçbiri iddialarını doğrulayacak herhangi bir yazılı tanıklık ortaya koyamaz.»
Sokrates (MS 380-439), Kilise Tarihi, kitap 5, bölüm 22.
6. Belirli tarihler
Tanrı, Mesih’in yaşamındaki olaylar için dinî bayramlarımız olmasını isteseydi, bu olayların yılın hangi günlerinde gerçekleştiğini tam olarak kaydettirirdi. Fakat böyle bir bilgiye sahip değiliz. Noel’in, Paskalya’nın, Advent’in, Oruç Devresi’nin vb. tarihleri en iyi ihtimalle bilgili tahminlerdir; dolayısıyla bu günleri ayırıp gözetmemiz Tanrı’nın iradesi değildir.
«Mesih’in çeşitli eylemlerinin farklı ihtişamlı günlerle kutlanması Tanrı’nın iradesi olsaydı, Kutsal Ruh bize O’nun Doğumu’nun, Sünneti’nin, Tapınağa sunulmasının, Vaftizi’nin, Görünümünün Değişmesi’nin ve benzeri olayların günlerini bildirirdi… Tanrı’nın başlıca işleri bazı günleri diğerlerinden üstün kılsaydı, yılın bütün günlerinin kutsal olması gerekirdi. Mesih’in eylemlerinin anısını onurlandırmamız gerekseydi, aynı şekilde bütün günlerin kutsal olması gerekirdi; çünkü onların her biri O’nun mucizeleriyle doludur. Mesih, eylemleriyle bunların gerçekleştiği zamanları, bedeninin yemliği veya çarmıhı kutsal kıldığından daha fazla kutsal kılmadı. Bir günü kutsal kılan, Mesih’in o gün yaptığı eylem değil, O’nun ihdasıdır. Mesih’in eylemleri, gerçekleştirildikleri günleri yüceltip kutsal kılıyorsa, bu günlerin bilinmesi gerekirdi… Görüyorsunuz ki, Tanrı Musa’nın bedenini gizlediği gibi, bu günü ve onun hesaplanmasına bağlı diğer günleri de gizlemiştir; öte yandan O’nun dikkat çekici diğer eylemlerinin günleri hakkındaki iradesini açıklamıştır.»
Perth Meclisi, ss. 79-80.
7. Kayıtsız şeyler bile, hurafeyle kötüye kullanılıp kirletildiklerinde ortadan kaldırılmalıdır
Bir şey ne emredilmiş ne de yasaklanmışsa, kayıtsızdır (adiaphora). Bununla birlikte, kayıtsız bir şey hurafeyle bozulursa, sürçmeye sebep olmaması için ortadan kaldırılmalıdır. İkinci Buyruğun gereği yalnızca bütün sahte ibadetten nefret etmek, ona karşı çıkmak ve onu kaldırmak değil, aynı zamanda bulunduğumuz yer ve çağrımıza göre bütün putperestlik anıtlarını da kaldırmaktır (Westminster Büyük İlmihali, S. 108). «Beden tarafından lekelenmiş esvapdan bile» nefret etmeli (Yahuda 23) ve Hizkiya’nın örneğini izlemeliyiz: «Yüksek yerleri kaldırdı, ve dikili taşları kırdı, ve Aşeraları kesti, ve Musanın yapmış olduğu tunç yılanı parçaladı; çünkü o günlere kadar İsrail oğulları ona buhur yakıyorlardı; ve ona Nehuştan adını verdi» (2. Krallar 18:4). «Her çeşit kötülükten çekinmeli» (1. Selanikliler 5:22) ve hurafeci putperestlerin yollarını izlememeliyiz (Yeremya 10:2-5).
«Kutsal günleri gözetmenin başlangıçta kayıtsız bir mesele olduğunu kabul edelim ve önceki bütün sebepleri bir yana bırakalım; yine de, Zanchius’un bize tavsiye ettiği Kilise Babalarının kuralına göre (In 4. Praecept. Col. 678), Non male igitur fecerint qui omnis pr‘ter diem Dominicum aboleverunt, bunların ortadan kaldırılması gerekir. Kayıtsız şeyler, hurafeyle kötüye kullanılıp kirletildiklerinde ortadan kaldırılmalıdır… Bayramların sayısı, kötüye kullanımları, hurafeleri, sahte ibadetleri ve iradî ibadetleri öylesine arttı ki, Kilisede bu kadar çok günü kutsal saymak kadar Tanrı’ya tatsız, insanlara zararlı hiçbir şey yoktur. Günlerin gözetilmesinde Tanrı’ya ibadetin hiçbir kısmını görmediğimizi iddia ederiz. Fakat Mesih’i onurlandırmak için bir günü nasıl gözetebilir ve bu gözetmeyle O’na ibadet etmeyebiliriz? Bu, O’nun onurunu onursuz hâle getirmek olurdu. Papacılara karşı şöyle akıl yürütmeye alışığız: Günleri Azizlere adamak dinî ibadettir. Öyleyse Mesih’e bir gün adamak da dinî ibadet değil midir? Evet, kesinlikle öyledir; hem de iradî ibadettir.»
Ibid., s. 83.
George Gillespie «putperestlik anıtları»nı şöyle tanımlar:
«Törenler gayrimeşrudur; çünkü geçmiş putperestliğin anıtlarıdırlar ve muhafaza edilmeleri gerekli olmadığından, putperestçe kötüye kullanılmaları sebebiyle tamamen ortadan kaldırılmalıdırlar… Putperestlik için kötüye kullanıldığı herkesçe bilinen bütün şeyler ve ayinler, Tanrı veya doğa tarafından zorunlu kullanıma verilmiş şeyler değilse, bütünüyle ortadan kaldırılmalı ve İlahi ibadetten temizlenmelidir; öyle ki, tarafımızdan kutsal şeyler veya bunlara ait ayinler olarak görülmesin ve kullanılmasınlar…
“Putperestlik için kötüye kullanıldığı herkesçe bilinen” diyorum; çünkü kötüye kullanım bilinmiyorsa, kötüye kullanılmış olan şeyleri ve ayinleri muhafaza etme konusunda suçsuzuz. “Tanrı veya doğa tarafından zorunlu kullanıma verilmiş şeyler değillerse” diyorum; çünkü Tanrı’nın ihdasıyla, sakramentlerde olduğu gibi, veya doğa yasasıyla, konuşmak için ağzımızı açmamızda olduğu gibi, zorunlu kullanıma sahiplerse (çünkü halka açık biçimde vaaz veya dua edeceğim zaman, doğa işitilebilir ve anlaşılır biçimde konuşmak için ağzımı açmamı zorunlu kılar), o zaman kötüye kullanım, kullanımı ortadan kaldıramaz. “Tarafımızdan kutsal şeyler, ilahî ibadete ait ayinler olarak kullanılamazlar” diyorum; çünkü ibadet alanının dışında doğal veya sivil bir amaç için kullanılabilirler. Papacıların etrafta taşıyarak putlaştırdıkları kutsanmış ekmekten başka yiyecek bulamasaydım, onu meşru biçimde yiyebilirdim; ve bir rahibin ayin yaptığı kutsal giysilerden başka giyecek bulamasaydım, onları meşru biçimde giyebilirdim. Putperestlik için kötüye kullanılmış şeyler, yalnızca dinî bir şekilde ve kutsal şeyler olarak kullanıldıklarında gayrimeşru olurlar.»
George Gillespie, Putperestlik Anıtları, İngiliz Papacı Törenlerine Karşı Bir Tartışma’dan, ss. 149-150.
8. Meşru biçimde ortadan kaldırılmış olan bir şey yeniden kabul edilip uygulamaya konulamaz
Reform Kilisesinin Papacı Antikrist’in hurafeci, putperestçe ve keyfî ayinlerini ve bayramlarını üzerinden attığı Protestan Reformu’nun kazanımlarından sonra, ılık bir konuma geri kaymayı nasıl haklı çıkarabiliriz?
«Bu kadar akılsız mısınız? Ruhla başladıktan sonra, şimdi bedenle mi kemale erdiriliyorsunuz? Bu kadar şeyleri boşuna mı çektiniz? eğer gerçekten boşuna ise… Fakat şimdi Allahı tanımışken, daha doğrusu Allah tarafından tanınmışken, nasıl yine zayıf ve yoksul unsurlara dönüyorsunuz, ki yine onlara köle olmak istiyorsunuz? Günler, ve aylar, ve vakitler, ve yıllar gözetiyorsunuz. Sizin için korkuyorum, yoksa üzerinizde boşuna mı emek verdim… İyi koşuyordunuz; hakikate itaat etmemeniz için sizi kim engelledi? Bu ikna sizi çağırandan gelmez» (Galatyalılar 3:3-4; 4:9-11; 5:7-8).
«Elçi Galatyalıları, Ruh’ta başlayıp sonra bedene, yani bir zamanlar Tanrı tarafından emredilmiş olan Musa Yasası’nın törenlerine döndükleri için böylesine sert biçimde azarladıysa, biz Ruh’ta başladıktan ve bu kadar iyi ve bu kadar uzun süre koştuktan sonra insan geleneklerine ve hurafelere dönersek nasıl bir azarı hak ederiz?»
Perth Meclisi, s. 86.
«Kendinize dikkat edin ki, işlediğimiz şeyleri kaybetmeyelim, fakat tam mükâfatı alalım» (2. Yuhanna 8).
«Köpek nasıl kusmuğuna dönerse, akılsız da akılsızlığına döner» (Süleymanın Meselleri 26:11).
«Çünkü Rab ve Kurtarıcı İsa Mesihin bilgisi vasıtası ile dünyanın murdarlıklarından kaçtıktan sonra, yine onlara dolaşıp yenilirlerse, son hâlleri ilkinden daha kötü olur. Çünkü doğruluk yolunu bilmemeleri, bilip de kendilerine teslim edilen mukaddes emirden geri dönmelerinden onlar için daha iyi olurdu. Fakat onlara şu hakikî meseldeki şey oldu: Köpek kendi kusmuğuna yine döndü; ve yıkanmış domuz çamurda yuvarlanmaya döndü» (2. Petrus 2:20-22).
«Fakat salih kendi salahından döner, fesat işler, ve kötü adamın yaptığı bütün mekruh şeylere göre yaparsa, yaşayacak mı? Yapmış olduğu bütün salih işleri anılmayacak; ettiği hainlikte ve işlediği günahta, bunlarda ölecektir» (Hezekiel 18:24).
«Fakat önceki günleri hatırlayın; o günlerde, aydınlatıldıktan sonra, büyük bir elem mücadelesine dayandınız… Öyleyse büyük mükâfatı olan güveninizi atmayın. Çünkü sabra ihtiyacınız vardır ki, Allahın iradesini yaptıktan sonra vaade nail olasınız» (İbraniler 10:32, 35-36).
[1] Hollanda Reform Kiliseleri tarafından kabul edilen çeşitli maddeleri kronolojik olarak alıntıladıktan sonra Pastör David Demarest, kiliseye ait kutsal günlere ilişkin sinodal uygulamanın tarihini şöyle özetlemiştir:
«Başlangıçta bu günleri tamamen ortadan kaldırmanın amaçlandığı açıktır. Sonra, halk bunları bayram günleri olarak görmeye devam ettiği için, dinî toplantılar düzenleyerek bunlardan iyi bir şekilde yararlanmanın daha iyi olduğu düşünüldü; sonunda ise, kuşkusuz ruhsal gelişim gerekçesiyle bunların gözetilmesi emredildi. Bu konuda sürekli yetki sahibi olarak anılan yöneticiler, muhtemelen dönemin şartlarından ve halkın karakteri ve alışkanlıklarından kaynaklanan sebeplerle, bunları kaldırmayı uygun görmediler. Yetkiyle varlıklarını sürdürdükleri müddetçe Kilise, haklı olarak bunların dindarlığı teşvik etmesini amaçladı.»
David D. Demarest, Hollanda Reform Protestan Kilisesinin Tarihi ve Özellikleri, 2. baskı (New York, Board of Publication of the Reformed Protestant Dutch Church, 1856), s. 175.
[2] Bu makale, Kral James’in İskoçya Kilisesini Perth’in Beş Maddesi’ni kabul etmeye zorladığı 1618 yılında David Calderwood ve İskoçya Kilisesi Genel Meclisi tarafından kaleme alınan beş tartışma konusundan biri olan Kutsal Günlere Karşı Sebepler’in özetidir. Genel Meclis tarafından çürütülen diğer dört madde şunlardır: Rabbin Sofrası sırasında diz çökmek, özel vaftiz, hastalar veya güçsüzler için özel Rabbin Sofrası ve bir Piskopos tarafından konfirmasyon. Raporun tamamını burada okuyun: Perth Meclisi.
Ayrıca bkz. Chris Coldwell, Amerikan Presbiteryenizminde Noel’in ve “Kutsal Günlerin” Dinî Olarak Gözetilmesi.
Rev. Robert McCurley, Kutsal Bir Tanrı ve Kutsal Günler (metin ve ses kaydı).
George Gillespie, İngiliz Papacı Törenlerine Karşı Bir Tartışma.