İsa Kapıyı Çalıyor – Vahiy 3:20 Üzerine Yanlış Yorumlar
Vahiy 3:20. Bu, birçoğumuzun yalnızca bildiği değil, aynı zamanda ezbere de söyleyebildiği bir ayettir. Neredeyse her zaman bağlamının dışında kullanılan bir ayettir.
Bir süredir bu ayetin bağlamı ve anlamı üzerine kısa bir makale yazmayı düşünüyordum; yalnızca kendi ruhumun iyiliği için değil (düşüncelerim onları yazdığımda daha da netleşiyor), ama umut ederim ki başkalarının iyiliği için de. Fakat bugün, bazı bloglara bakarken, bu ayet hakkında söylemek istediğim her şeyi ifade eden bir makale gördüm. Bunun üzerine şöyle düşündüm: “Aynı şeyi farklı kelimeler kullanarak tekrar etmektense (intihalden kaçınmak için), neden makaleyi olduğu gibi alıntılamayayım ki herkes, senin bereketlendiğin gibi, bundan bereketlensin?” Bu makale benim için gerçek bir bereket oldu ve umarım sizin için de aynı şey olur. – JS
Thirsty Theologian (Susamış İlahiyatçı) şöyle yazıyor:
Çocukken katıldığım kiliselerden birinin duvarında kapıyı çalan bir adamın resmi vardı. Hepimiz onun İsa olduğunu, Vahiy 3:20’de olduğu gibi kalbimizin kapısından içeri girmeye çalıştığını biliyorduk.
“İşte, kapıda duruyorum ve çalıyorum; eğer biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; onunla akşam yemeği yiyeceğim, o da benimle.”
Bize tekrar tekrar, İsa’nın orada durduğu, beklediği ve çaldığı, yüreklerimize davet edilmeyi umduğu öğretildi.
Uzun zamandır önde bekledi O
Ve şimdi yine bekliyor
Bakmak için, açacak mısın kapıyı
Ah, ne çok istiyor içeri girmeyi.
İsa’nın bu acınası ve yalvaran tasviri, kuşkusuz kalabalıkları öne çıkıp şüpheli dönüşümler yaşamaya ikna etmiştir. Ya bütün bunlar bir yanılsamaysa? Ya İsa aslında yüreklerimizin herhangi bir kapısında durmuyorsa? Bir ayeti, broşürlerde çok hoş görünüyor diye bağlamının dışına çıkarmaktansa, gelin bütün bölümü inceleyelim.
“14 Laodikya’daki kilisenin meleğine yaz: Tanrı’nın yaratılışının başlangıcı olan Amin, sadık ve gerçek tanık şöyle diyor: 15 Senin işlerini biliyorum; ne soğuksun ne sıcak. Keşke ya soğuk ya da sıcak olsaydın! 16 Fakat ılık olduğun, ne soğuk ne de sıcak olduğun için seni ağzımdan kusacağım. 17 Çünkü diyorsun ki, ‘Zenginim, servet kazandım, hiçbir şeye ihtiyacım yok’; oysa senin zavallı, sefil, yoksul, kör ve çıplak olduğunu bilmiyorsun. 18 Zengin olasın diye ateşte arıtılmış altını benden satın almanı; çıplaklığının ayıbı görünmesin diye giyinmek üzere beyaz giysiler almanı; ve görebilesin diye gözlerine sürmek üzere göz merhemi almanı sana öğütlüyorum. 19 Sevdiğim herkesı azarlıyor ve terbiye ediyorum; onun için gayretli ol ve tövbe et. 20 İşte, kapıda duruyorum ve çalıyorum; eğer biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim ve onunla akşam yemeği yiyeceğim, o da benimle. 21 Galip gelene, ben de galip gelip Babam’la O’nun tahtına oturduğum gibi, benim tahtımda benimle oturmayı vereceğim. 22 Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin.”
Vahiy 3
Laodikya’daki kilise bugün birçok büyük kilise gibiydi. O, apostat bir yapıydı; yeniden doğmamıştı, kesinlikle gerçek bir kilise değildi. Rab onların işlerine dikkat çekerek ne soğuk ne de sıcak olduklarını gösteriyor. Bu tasvir, su için kullanılan bir mecazdır; su soğuk ya da sıcak olduğunda birçok işe yarar, ama ılık olduğunda pek faydalı değildir. O, onların ya soğuk ya da sıcak olmalarını diliyor, çünkü böyle olsalardı iyi bir ağacın iyi meyvesini gösterirlerdi (Matta 7:16-20). Ama onlar mecazi olarak ılıktırlar; ne yıkanmak için iyidirler ne de içilmek için. Bu yüzden Mesih onları ılık, durgun su gibi kusacaktır. Kötü ağaçlar kesilir, kötü su toprağa dökülür. Laodikya kilisesi buydu.
İşi daha da kötüleştiren şey, kendilerini doğru sanmalarıydı. Oysa gerçekte ruhsal olarak yoksul, kör ve çıplakken kendilerini zengin sayıyorlardı. Bu, yeniden doğmamış olanın durumudur. Onlar çıplaktırlar ve kendi çıplaklıklarına karşı kördürler. Bu da yine Laodikya kilisesinin durumuydu. Ruhsal olarak çıplaktılar, ama kendi hayallerinin ürettiği zengin giysilerle giyinmiş olduklarını düşünüyorlardı.
Bu noktada İsa bir hüküm verebilirdi. Eğer Laodikyalılar kesilip yakılmayı hak etmiyorlarsa, hiç kimse hak etmiyordu. Ama Mesih lütuf gösterdi, yargı gününü erteledi ve onları tövbeye çağırdı. Şimdi dikkat edin, bu yalvaran bir Kurtarıcı değildir. O’nun kapıyı çalması bir buyruğun ifadesidir; bana İsa’nın iyi bir beyefendi olduğu safsatasını söylemeyin. Bu, tövbe ve imanla O’na dönmeniz için ya kabul edeceğiniz ya da reddedeceğiniz kesin bir buyruğudur. Ayrıca dikkat edin, bu herhangi bir yüreğin bireysel kapısı değildir.
“Bu ayet, Mesih’i günahkârın yüreğinin kapısını çalarken göstermek için sayısız broşürde ve müjdeleme mesajında kullanılmış olsa da, anlamı bundan daha geniştir. Mesih’in çaldığı kapı tek bir insan yüreğinin kapısı değil, Laodikya kilisesinin kapısıdır. Mesih bu apostat kilisenin dışındaydı ve içeri girmek istiyordu, ama bu ancak onlar tövbe ederlerse olabilirdi.
Davet, her şeyden önce kişiseldir; çünkü kurtuluş bireyseldir. Ama O, kilisenin kapısını çalmakta, birçoğunu kurtarıcı imana çağırmaktadır ki kiliseye girebilsin. Eğer bir kişi (herhangi biri) tövbe ve iman yoluyla kapıyı açsaydı, Mesih o birey aracılığıyla o kiliseye girecekti. Mesih’in Laodikya kilisesinin dışında tasvir edilmesi bunu gösterir; Sardeis’ten farklı olarak, orada hiç imanlı yoktu.
Mesih’in tövbe eden kiliseyle akşam yemeği yeme teklifi, dostluk, paydaşlık ve yakınlıktan söz eder. Eski zamanlarda bir yemeği paylaşmak, insanların sevgi dolu bir topluluk içinde birleşmesini simgeliyordu. İmanlılar Mesih’le Kuzu’nun düğün şöleninde (19:9) ve bin yıllık krallıkta (Luka 22:16, 29-30) akşam yemeği yiyeceklerdir. ‘Akşam yemeği’, günün son öğününü, yani akşam öğününü ifade eden ‘deipneo’ sözcüğünden gelir (Luka 7:8; 22:20; 1. Korintliler 11:25…). Rab İsa Mesih onlara, yargının gecesi çökmeden ve sonsuza dek çok geç olmadan önce tövbe etmelerini ve O’nunla paydaşlık içinde olmalarını buyurdu.”
John MacArthur, MacArthur New Testament Commentary: Revelation (Moody, 1999), 140. [John MacArthur, MacArthur Yeni Antlaşma Yorumu: Vahiy]
Tanrı’ya şükrediyorum ki İsa hiçbir zaman benim O’nu içeri almamı beklemiyordu; çünkü eğer durum böyle olsaydı, O hâlâ bekliyor olurdu. Ben O’nu asla içeri almazdım. Ve bu, 20. ayetin yaygın yorumundaki hataya dair açık bir kanıt olmalıdır: Kutsal Yazılar’ın hiçbir yerinde Mesih’in bizim kabulümüze ihtiyaç duyduğuna dair en ufak bir belirti yoktur. Hayır, Tanrı katında kabul edilebilir hâle gelmeye ihtiyacı olan biziz. Benim kurtuluşum hiçbir zaman benim O’nu kabul etmeme bağlı değildi; O’nun beni Baba’ya kabul edilebilir kılmasına bağlıydı. Müjde’nin anlattığı şeyin tamamı budur. Mesih’in çarmıhta yaptığı da budur.
Çeviri kaynağı: http://www.reformationtheology.com/biblical_expositions/