Monerjizm = Yalnız Mesih

Monerjizm

Monerjizm = Yalnız Mesih

Son zamanlarda bir ziyaretçi, Monerjizme olan inancımızı “Yalnız Mesih” ile bir tuttuğumuz için oldukça rahatsız görünüyordu — çünkü bunu yapmakla kabileci davrandığımızı, bunun sinerjistlerin “Yalnız Mesih”i onaylamadığı düşüncesini ilettiğini ve böyle bir iddianın kardeşler arasında çekişmeye yol açtığını düşünüyordu. Ancak bizim amacımız çekişme çıkarmak değil, temel bir konuda Kutsal Yazılar’a sadık kalmaktır. Monerjizme ikna olmuş olan bizler için, monerjistik yeniden doğuşu, Mesih’in kurtuluşumuzdaki işinin kapsamına ilişkin Kutsal Kitap verilerini daha iyi ifade ettiği için benimsemedik mi?

“Monerjizm” sözcüğünün kendisi, kavramı anlamamıza yardımcı olmuyor mu? Bu sözcük iki ana parçadan oluşur: “mono” öneki “bir”, “yalnız” anlamına gelir; “ergon” ise “çalışmak” anlamına gelir. Birlikte alındığında “tek bir kişinin işi” anlamını taşırlar. Bu da şu demektir: yeniden doğuş yalnızca İsa Mesih’in işidir (Kutsal Ruh aracılığıyla uygulanır); insan ile Tanrı’nın bir işbirliği değildir ve yeniden doğmamış insanın, yeniden doğuş gerçekleşmeden önce bir koşulu (örneğin imanı) yerine getirmesinin sonucu da değildir. Monerjizm ile Sinerjizm arasındaki TEMEL fark şudur: sinerjist teoloji Mesih’in gerekliliğini kabul eder, ama Mesih’in yeterliliğini kabul etmez. Yani sinerjistler, Mesih’in kurtuluş için ihtiyaç duyduğumuz her şeyi — inanmak ve Müjde’yi anlamak için yeni bir yürek dâhil — sağladığını kabul etmezler. (1. Korintliler 2, Yuhanna 6:63-65, 37, 44). Onlar, Mesih’in ihtiyaç duyduğumuz şeylerin çoğunu yaptığını, ama kurtulmak için yine de Tanrı’nın koşulunu bizim yerine getirmemiz gerektiğini düşünürler. Ama eğer Tanrı bütün insanlara lütuf veriyorsa, sinerjistlerin de söylediği gibi, o zaman şunu sormalıyız: Neden bazıları iman ediyor da bazıları etmiyor? Bazıları Mesih’in lütfunu diğerlerinden daha mı iyi kullandı? Onları farklı kılan Mesih midir, yoksa başka bir şey mi (örneğin bizim kararımız)? Bu “başka şey”, Mesih’in onlar için gerekli olduğunu, ama kurtulmaları için ihtiyaç duydukları her şeyi sağlamada yeterli olmadığını ima eder (inanmak için yenilenmiş bir yürek dâhil). Dolayısıyla Reformasyon döneminde anlaşıldığı şekliyle “Yalnız Mesih”, monerjistik bir ayrımdır. O’nun çarmıhı, bizden talep edilen iman dâhil, ihtiyaç duyduğumuz her şeyi sağlamaya yeterlidir.

İmanımız, Tanrı’ya şükredebileceğimiz bir şey midir, yoksa kurtuluşun bedeline katkıda bulunduğumuz şey midir? Tanrı’nın bize olan sevgisi, inanıp inanmamamıza mı bağlıdır, yoksa Kutsal Yazılar’a göre O’nun sevgisi Mesih’te bu koşulu bizim için yerine mi getirir? Biz, Tanrı’nın bize bu durumu verdiğini; fakat Mesih’in bizim kendi başımıza yapmaya güç yetiremediğimiz şeyi bizim için yaptığını kabul ediyoruz. Bu nedenle kurtuluş için Mesih’e kısmen değil, bütünüyle bağımlıyız.

Örnek: Tanrı’nın sevgisi, çocuğunun yola doğru koştuğunu görüp yalnızca ona yoldan çekilmesini seslenen bir ebeveynin sevgisi gibi midir, yoksa kendi hayatını tehlikeye atarak koşup çocuğunu oradan çekerek onun güvende olduğundan EMİN olan ebeveynin sevgisi gibi midir? Hepimiz biliriz ki gerçek sevgi işi tamamlar… birinin hayatı gibi böylesine kritik bir şey tehlikedeyken sadece kenarda oturup kalmaz. Tanrı’nın sevgisi kendi halkı için koşulsuzdur ve O, kendi koyunlarının kaybolmamasını sağlamak için Oğlunu gönderir.

Not: Protestan olan sinerjistlerin büyük bir yüzdesi, Mesih’in dışında kurtuluş için hiçbir umut olmadığını açıkça ikrar ederdi — ve biz de bunun için onları Mesih’te sevgili kardeşlerimiz olarak bağrımıza basıyoruz; ancak tartışmalar, teolojileri bu iyi ikrarla açıkça çeliştiğinde başlar; yani onlar Mesih’e ARTI, lütuftan ayrı olarak bizim yerine getirdiğimiz bir koşula da inandıklarında. Biz, Mesih’in her şeyi sağlamadaki yeterliliğini inkâr ettiğimizde (çünkü Mesih’ten ayrı olarak hiçbir şey yapamayız), o zaman Kutsal Yazı’nın “Yalnız Mesih” tanıklığını sadakatle vermiyor oluruz.

Michael Haykin haklı olarak şöyle dedi: “Yalnız imanla aklanma öğretisinin, Reformasyon’un merkezi olduğu için, Martin Luther, Ulrich Zwingli, Martin Bucer ve John Calvin gibi ilahiyatçıların zihinlerinde temel soru olduğunu düşünmek yanlıştır. Bu öğreti reformcular için önemliydi, çünkü onlara daha yaşamsal olan başka bir soruya verdikleri cevabı ifade etme ve koruma imkânı veriyordu: günahkârların günahlarında bütünüyle umutsuz olup olmadıkları ve Tanrı’nın, onları yalnızca Mesih uğruna, imana geldiklerinde aklamak için değil, aynı zamanda kendi Ruhu aracılığıyla onları günah ölümünden diriltip imana getirmek için de, karşılıksız, koşulsuz ve karşı konulamaz lütfuyla kurtaran Kişi olup olmadığı.”

-J.W. Hendryx

 

Şuradan çevrilmiştir: http://www.reformationtheology.com/apologetics/

Sayfanın başına dön