Sonra Anlayacaksın

Anlayacaksın

Sonra Anlayacaksın

J. R. Miller (1840-1912) Presbiteryen papaz ve yazar

 

“Şimdi benim ne yaptığımı bilmiyorsun — ama sonra anlayacaksın.” Yuhanna 13:7

Petrus, İsa’nın ayaklarını yıkayacak kadar neden böyle alçaldığını anlayamadı. Bu onu şaşkına çevirdi, zihnini karıştırdı ve buna boyun eğmekten çekindi. İsa, “Şimdi benim ne yaptığımı bilmiyorsun — ama sonra anlayacaksın” dedi. Ve gerçekten de öyle oldu. Sonradan, onun her şeyi anladığı günler geldi; Efendisi’nin bunu neden yaptığını bildiği — ve bunda güzelliği, hikmeti, sevgiyi, en zengin öğretimi ve ilahî gerekliliği gerçekten gördüğü günler geldi.

Aynı ilke hayatın bütünü için de geçerlidir. Tanrı’nın takdirinde, olduğu anda karanlık ve belirsiz görünen — ama geleceğin açık ve net hâle getirdiği birçok şey vardır. Rab, tam da yararlılığımızın ortasında bizi bir kenara ayırır; evlerimizi ıssız bırakır; sazımızın tellerini koparır; tatlılık dolu kâselerimize acılık döker. Hayatlarımız tuhaf ve kafa karıştırıcı şeylerle doludur — ve bunların ne anlama geldiğini bilmeyiz. Loş gözlerimiz karanlık sayfaları okuyamaz. Ağır işiten kulaklarımız, her durumda bize seslenen sevginin sesini duyamaz. Yüklü yüreklerimiz, her olayda bütün gücüyle çarpan sevgiyi fark edemez.

Ama öyle bir gün gelecek ki, hayat tarihimizin her karanlık sayfası açıklanacak — bütün düğüm ve karışıklık çözülecek ve dokuma, çözgüsüyle atkısıyla, altın ve gümüş ipliklerle sonuna kadar örülmüş hâlde önümüzde serilecektir. Mesih’in şu sözü, her imanlının hayatındaki bütün karanlık ve tuhaf takdir işlerinin anahtarıdır: “Şimdi benim ne yaptığımı bilmiyorsun — ama sonra anlayacaksın.”

Şimdiki belirsizliğin sebeplerinden biri, bizim bilgisizliğimiz ya da şu anki sınırlı bilgimizdir. Şimdi yalnızca kısmen biliyoruz. Şimdi yalnızca puslu bir aynadan görür gibi görüyoruz.

Bir çocuk yüksekokula girer ve öğretmen eline Yunanca bir sayfa verir, onu okumasını ister. Ama çocuk ondan tek bir cümle bile anlayamaz. Tek bir kelimeyi heceleyemez. Bir tek harfin ne olduğunu söyleyemez. O sayfa onun için hiyerogliflerle dolu gibidir. Tam bir sırlar yumağıdır. Ama yıllar geçer. Kendini o dili öğrenmeye verir. Alfabeyi öğrenir; kelimeleri hecelemeyi, sonra da çevirmeyi öğrenir. Derken mezuniyet günü gelir ve profesör, okula ilk girdiği gün onu böylesine şaşırtıp afallatan aynı sayfayı yeniden eline verir. Şimdi her şey apaçıktır. Onu büyük bir kolaylıkla okur — her kelimeyi anlar. Artık her satırda onun için bir güzellik vardır. Her cümle altın değerinde bir hakikat taşır. Bu, Kutsal Ruh’un esiniyle ilk yazıldığı sözlerle Yeni Antlaşma’dan bir sayfadır — ve sevgi, göksel hikmet ve ilahî öğretim sözleri o sayfanın üzerinde durmaktadır. O okudukça bu sözler tüm canını titreştirir, yüreğini göğün sıcaklığı ve yumuşak sevinciyle doldurur. Her kelime, Tanrı sevgisinin gizli ateşleriyle parlamaktadır. Olgunlaşmış bilgi, ona sayfanın bütün sırlarını açmıştır!

Hepimiz Tanrı’nın okulunda öğrenciyiz. Bize verilen dersler ilk başta bilinmeyen bir dilin sayfaları gibi görünür. Kelimeleri telaffuz edemeyiz. Anlamlarını kavrayamayız. Bizi şaşırtır ve zihinlerimizi karıştırırlar. Onlarda ne hikmet, ne güzellik, ne de sevgi görürüz. Ama geçen yıllar daha olgun bir hikmet ve daha dolu bir bilgi getirir.

Her geçen gün geçmiş daha anlaşılır hâle gelir; ve okul günlerimizin sonuna vardığımızda, eskiden bizi şaşırtan o sayfalar bize açık ve sade gelecektir. Onları kolaylıkla okuyabileceğiz. O zaman göreceğiz ki, her satır yüreğimiz için altın bir ders taşıyormuş — hayatımızdaki her karanlık takdir işi, Tanrı’nın bizim için yazdığı değerli sevgi düşüncelerinden biriymiş — ve bütün sayfa ilahî güzellikle parlayacaktır.

Hayatımızın sırrının büyük bir kısmını bize açıklamak için yalnızca daha dolu bir bilgi gereklidir. Cennetin bulutsuz ışığında ve kusursuz vahyinde — her sır gölgesi yok olacak ve en tuhaf takdir işleri bile, çocukluğun ilk derslerinin olgun ve eğitimli yetişkinliğe göründüğü kadar açık ve kolay görünecektir.

Rab’bin birçok yolunun bize bu kadar tuhaf görünmesinin bir başka sebebi de, onları yalnızca tamamlanmamış hâlleriyle görmemizdir. Tanrı’nın ne yaptığını tam olarak anlayabilmemiz için, onların tamamlanmasını beklememiz gerekir.

Sanatçının atölyesinde, yalnızca silik hatlardan ibaret resimler görebilirsiniz. Ağacın dalları vardır ama gövdesi yoktur; ya da gövdesi vardır ama dalları yoktur. Yalnızca başı tamamlanmış bir resim vardır — ya da sadece bir kolu veya bir eli işlenmiş bir adamın taslak resmi. Hiç kimse sanatçının eserini bu tamamlanmamış hâliyle değerlendirmez. Bütün resimleri tamamlanıncaya kadar bekler.

Aynı şekilde, hayatlarımız da bize göründüğü kadarıyla — onları Tanrı’nın tam da üzerlerinde çalışmasının ortasında görürüz. Kutsallaştırma işi, insan ruhlarında ruhsal ve ilahî güzelliğin çizgilerini ortaya çıkarma sürecidir. Ve bu süreçte İlâhî Sanatkâr çoğu zaman denemeleri kendi araçları olarak kullanır. Önce sanki yıkıyor gibi görünür — ama sıkıntı sabır üretir. Nice insan, Baba’nın eli üzerine öyle ağır bastığında ki artık ayağa kalkamaz hâle geldiğinde, boyun eğmeyi öğrenir. Ruhun nice güzel yönü — sıkıntının karanlığında ortaya çıkarılır. Süreç yıkıcı gibi görünür — ama sonrasında doğruluğun huzur veren meyvelerini verir. O anda değil, sonrasında. Tanrı işini tamamladığında, o güzel ve çok iyidir.

Yakup’un yüreğinin art arda gelen sıkıntılar yüzünden neredeyse paramparça olduğu bir zaman vardı. Yirmi yıl önce Yusuf, onun kollarından koparılmış ve onun sandığına göre öldürülmüştü. Şimdi Şimon, Mısır’da zalim bir efendinin elinde karanlık bir zindanda yatıyordu. Ve şimdi Benyamin de götürülecekti. Canının acılığı içinde haykırdı: “Bütün bunlar bana karşı!” Ama bunlar ona karşı değildi — Tanrı henüz işini bitirmemişti. Son sonuç henüz ortaya çıkmamıştı. Her şey ona karşıymış gibi görünüyordu — ama o, o anda böylesine acımasız görünen bütün o tuhaf takdir işleri için Rab’be övgüler sunacak kadar yaşadı. Bunlar, Tanrı’nın yaşlılığı için güzel bir yuva inşa ettiği ham taşlardan başka bir şey değildi; aynı zamanda ailesinin gelecekteki büyüklüğü ve görkemi için temel atıyordu. Bunlar bereketten oluşan altın bir zincirin halkalarıydı.

Her zaman böyledir: “Şimdi benim ne yaptığımı bilmiyorsun — ama sonra anlayacaksın.” Tanrı işini tamamlayıncaya kadar bekle — o zaman her şey iyi olacaktır. Bunu yeryüzündeyken bile görebilirsin. Ölümde gözlerini kapamadan önce — hayatındaki görünürdeki kötülükten çıkarılan iyiyi görebilirsin. Ama göremezsen, sırrın hâlâ çözülmemiş olduğu hâlde ölürsen — o zaman Cennet’te geçecek bir tek an her şeyi açıklayacaktır. O zaman her şeyin tamamlanmış olduğunu göreceksin. Tezgahtan çıkmış dokuyu göreceksin — bütün güzel desenleri kusursuz, tek bir ipliği bile düşmemiş ya da dolaşmamış. Tapınağın tamamlanmış hâlini göreceksin — her taş yerli yerinde ve bütün yapı görkemle süslenmiş. Sanatçının son dokunuşlarını yaptığı resmi göreceksin — ve onun artık, senin onca deneme yüzünden bozulacağını sandığın gibi zedelenmiş ve harap değil, kusursuz ve güzel olduğunu; her çizgisinde Mesih’in benzerliğini taşıdığını göreceksin.

O zaman hayatındaki bütün karanlık takdir işlerinin nihai sonucuna ulaştırıldığını göreceksin. Hem terbiyeyi — hem de onun bereketini; hem acıyı — hem de onun zengin meyvelerini; hem fırının ateşlerini — hem de parıldayan altını göreceksin.

Gece bastırdığında, sis ve pus göğü karartıp yıldızları gizlediğinde ve gemi yönlendirilemediğinde — denizci demirini atar ve sabahı bekler. Aynı şekilde, iman da karanlık ve şaşkınlık saatinde böyle yapar. Hayattaki takdir işlerinin iyiliğini ya da hikmetini göremez — ama sevgi elinin bütün bunları şekillendirdiğini ve sonunun bereket ve görkem olacağını bilir! Sabahın geleceğini, sislerin dağılacağını bilir; bu yüzden demiri atıp günü bekleyebilir.

Sayfanın başına dön