Sayfa notu: Arminyanizm, insan tarafından ortaya atılmış bazı beşerî öğretilerden oluşur; merkezine Tanrı’yı değil insanı koyar ve Tanrı’yı güçsüz hâle getirir. Daha açık ifade etmek gerekirse, bu öğreti sistemi kurtuluşu Tanrı ile insan arasında bir iş birliği hâline getirir, insanı kurtuluşta egemen kılar, kurtuluşun insanın elinde olduğunu ve insanın Tanrı’yı seçmek için özgür iradeye sahip olduğunu öğretir; Tanrı’nın seçiminin, insanın ne yapacağını önceden görmesine dayandığını savunur (Tanrı, insanın Kendisini seçeceğini görür ve bu yüzden insanı seçer); Mesih’in dünyadaki bütün insanlar için öldüğünü ileri sürer (oysa Mesih’in kendileri için öldüğü söylenen birçok insan cehenneme gidecektir); insan O’nu reddettiğinde Tanrı’nın yapabileceği hiçbir şey olmadığını ve insanın kurtuluşunu kaybedebileceğini söyler. Bu öğreti sistemi, modern neo-Protestan Evanjelikalizm tarafından benimsenen ve öğretilen sistemdir. Bu, Kutsal Yazı’dan büyük bir sapmadır ve insanların ruhlarına hesaplanamaz zararlar vermiş büyük ve yüz karası bir vebadır. Bu sistem, Klasik Reformcu Protestanlığın inandığı ve öğrettiği şey değildi.
Arminyan Mantığındaki Hatalar
Roger Smalling tarafından
Birinci arminyancı mantık hatası: “Tanrı bize yapamayacağımız şeyi yapmamızı emretmezdi”
Cevap: Tanrı, Musa’ya yasayı, On Emir’i, insanın ne yapabileceğini değil, ne yapamayacağını göstermek için verdi.
Musa’nın Yasası günahı açığa çıkarır ya da ifşa eder ve onu artırır; öyle ki insan kendi doğruluğunu ileri sürmek için hiçbir mazerete sahip olmasın. Romalılar mektubunun üçüncü bölümü, insanın doğru olmadığını bildirir.
Martin Luther, Erasmus’a şöyle dedi: “Sen Eski Antlaşma’daki bütün buyrukları ve azarlamaları bitirdiğinde, ben onların hepsinin üzerine Romalılar 3:19-20’yi yazacağım.” [1] Eski Antlaşma’daki buyrukları ve azarlamaları özgür iradeyi kanıtlamak için neden kullanasın ki, oysa onlar insanın bunları yerine getirmekteki günahlı yetersizliğini göstermek için verilmiştir?
Tanrı’nın buyrukları, yapabildiklerimizden çok yapamadıklarımızı açığa vurur. Evet, Tanrı, insanlığın itaat edemeyeceği buyruklar verdi. Bu nedenle buyruklar ve azarlamalar insanın yeteneğini ya da özgür iradesini kanıtlamaz. Bir şeyi yapma buyruğunun, onu yapabilme yetisini kanıtladığı yönündeki Arminyancı varsayım Kutsal Kitap’a uygun değildir.
Birine bir şey yapmasını emretmenin çeşitli nedenleri olabilir. Amaç, ona buyruğu yerine getirmedeki yetersizliğini göstermek olabilir. Bu da o kişiye, yardıma ne kadar büyük ölçüde muhtaç olduğunu vurgular. Dolayısıyla, yalnızca bir buyruğun varlığından özgür iradeyi ya da insan yetisini destekleyen hiçbir sonuç çıkarılamaz.
İkinci arminyancı mantık hatası: “Eğer özgür değilsek, o hâlde sorumluluğumuz da yoktur”
Cevap: Arminyancılar, eğer tersini seçme gücüne sahip değilsek, o hâlde iradelerimizin özgür olmadığını varsayarlar. Bu irrasyoneldir, çünkü ahlaki tarafsızlık diye bir şeyin var olduğunu varsayar.
İradenin tarafsızlığı fikrinin tamamı saçmadır. Eğer bir kişinin doğası iradenin kararlarını belirlemiyorsa, bu tür kararlar hangi anlamda gerçekten kişinin kendisini temsil eder? Ahlaken tarafsız olan bir karar nasıl gerçekten ahlaki olabilir? Ahlak, hem ahlaki hem de tarafsız olabilir mi?
Kutsal Yazı’ya göre özgürlük kutsallık olarak tasvir edilir. Nihai özgürlük mutlak kutsallıktır. Eğer bu doğruysa, o hâlde Tanrı evrendeki en özgür varlıktır. Aksi takdirde, Tanrı’nın evrendeki en köleleştirilmiş varlık olduğunu söylememiz gerekir; çünkü O, ahlaki meselelerde en az tarafsız olandır.
Ayrıca, eğer iradenin köleliğinin sorumluluğu ortadan kaldırdığını varsayarsak, o zaman günahlarımızın sorumluluğundan kaçınmanın en iyi yolu, onlara mümkün olduğunca daha fazla bağlı olmaktır. Alkolizme bağımlı sarhoş, yaptıklarından sorumlu değildir. O hâlde insanları daha fazla günah işlemeye mi teşvik etmeliyiz ki artık sorumlu olmasınlar?
Üçüncü arminyancı mantık hatası: “Sevginin gerçek olması için reddedilebilme ihtimali bulunmalıdır”
Cevap: Sık sık Tanrı’nın Kendisini zorlamayla değil, özgürce sevmemizi istediğini duyarız. O bir centilmendir ve Kendisini kimseye dayatmayacaktır. Buradan, düşmüş insanın Tanrı’yı sevme yeteneğine sahip olması gerektiği sonucunu çıkarırlar. İnsan sadece başka şeyleri sevmeyi seçmektedir.
Kutsal Yazı, Tanrı sevgisinin O’nun lütfunun bir ürünü olduğunu öğretir. 1. Timoteos 1:14. Eğer Tanrı’yı sevmemiz için lütuf gerekiyorsa, bu demektir ki lütuf gelmeden önce O’nu sevmekten acizdik. Bu aynı zamanda lütfun, bizim Tanrı’yı sevmeyi seçmemizden dolayı verilmediğini de gösterir. İnisiyatifi alan lütuftur. Tanrı’yı sevmeyi, insanda önceden görülen herhangi bir erdem ya da yetenek yüzünden değil, bize lütuf verildiği için seçtik.
Bu öncül, Tanrı’nın bize yapamayacağımız şeyi emretmeyeceği yönündeki birinci mantık hatasına benzer. Tanrı gökteki kutsallara, adil olması için Kendisinden nefret etme olanağı mı verir? İsa’nın Baba’dan nefret etme gibi bir yetisi var mıydı? Yoksa O’nun Baba’ya olan sevgisi, gerçekte ne olduğunun bir yansıması mıydı?
İman lütfun bir armağanı olduğuna göre, sevginin de lütfun bir armağanı olması gerektiğini düşünmek neden garip olsun?
Dördüncü arminyancı mantık hatası: “Bir kişi yapamadığı şeyden dolayı sorumlu tutulamaz ya da mahkûm edilemez”
Cevap: Eğer öyleyse, bir Hristiyan da yeni doğasının, Ruh’un meyvesi aracılığıyla kendisini yapmaya yönelttiği şeyler için ödüllendirilemez. Bir kişinin doğası, onun sahip olduğu bir şey değildir. O, kişinin ne olduğudur.
[1] Luther, Martin. Bondage of the Will. (Martin Luther. İradenin Köleliği)