Mesih’i Kabul Etmek
I.C. Herendeen
the-highway sitesinden çevrilmiştir
Günahkârların kurtulmasını sağlama çabası içinde, onlara sık sık “Mesih’i kişisel Kurtarıcıları olarak kabul etmeleri” öğüdünün verildiğini işitiyoruz; sanki Şeytan’ın köleleri ve İblis’in tutsakları bunu yapabilirmiş ve yaptıkları takdirde kurtulabilirlermiş gibi. Oysa bu, Kutsal Yazı’ya bütünüyle yabancıdır; Kutsal Kitap’ta bunun için hiçbir temel yoktur. Bu, sahte bir kurtuluş yolu sunar; bu yüzden “Yüreğini İsa’ya ver”, “İsa’yı Kurtarıcın olarak al” ve benzeri ifadelerle birlikte bir kenara atılmalıdır. Bu tür ifadeler, insanın düşmüş bir yaratık olduğu açık ve acı gerçeğini (Rom. 3:23), “anlayışları kararmış, Tanrı’nın yaşamına yabancılaşmış” bulunduğunu (Ef. 4:18) ve yüreğinin O’na karşı inatla katılaştığını, öyle ki ilahî kudret onun doğuştan gelen düşmanlığını yenip onu “yaşama kavuşsun diye” gelmeye istekli kılmadıkça Mesih’e “gelmek istemediğini” (Yuhanna 5:40; 10:10) hesaba katmaz. Günahkârın “bedensel düşüncesi” doğası gereği “Tanrı’ya düşmandır” (Rom. 8:7); bu nedenle, onun iç dünyasında etkin olan ilahî kudretten başka hiçbir şey bu düşmanlığı yenemez. Herhangi bir günahkârın kurtuluşu, “Tanrı’nın işleyişi” meselesidir (Kol. 2:12).
Ruhsal bir egemenlik, ruhsal bir doğa gerektirir; buna sahip olabilmek için de doğal insanın yeniden doğması gerekir, ilahî şekilde yeniden doğması gerekir. Çünkü yaratık kendisine doğal bir varlık veremediği gibi, kendisini ruhsal olarak da diriltemez. Neden mi? Çünkü yeniden doğuş yalnızca dışsal bir düzelme, bir eğitim süreci ya da hatta dinsel bir terbiye değildir. Hayır; bu, yüreğin köklü bir değişimi ve karakterin dönüşümüdür; lütufkâr ve kutsal bir ilkenin insana verilmesidir; yeni arzular, yeni yetenekler, yeni bir yaşam doğurur. Yeni doğuş mutlak surette zorunludur; fakat bu, olayın doğası gereği Tanrı’nın Ruhunun işidir. Doğum kavramı, doğan kişinin herhangi bir çabasını ya da işini bütünüyle dışlar; bu yüzden şöyle yazılmıştır: “Yaşam veren Ruh’tur; beden hiçbir yarar sağlamaz” (Yuhanna 6:63).
Yeni doğuş, günah için geçici bir pişmanlıktan, Mesih’i kişisel Kurtarıcı olarak kabul etmeye zihinsel onay vermekten, yaşamın yönünü değiştirmekten ya da kötü alışkanlıkları bırakıp onların yerine iyilerini koymaktan çok ama çok daha fazlasıdır. “Bundan sonsuz derecede daha derindir… o, yeni bir yaşamın başlangıcı ve alınışıdır. Kökten, devrimsel, kalıcıdır; bir mucizedir; Tanrı’nın doğaüstü işleyişinin sonucudur.” “Kurtuluş RAB’dendir” (Yunus 2:9); baştan sona RAB’dendir.
“Doğal insanın yeniden doğması gerekmesine şaşılacak bir şey yoktur; çünkü o bütünüyle yozlaşmıştır, günahın ve Şeytan’ın kölesidir, Tanrı’ya karşı hiçbir sevgiden, göksel şeylere karşı hiçbir tattan ve ruhsal eylemleri gerçekleştirebilecek hiçbir güçten yoksundur.” Günahkâr, “düşüşle tamamen mahvolmuştur”; “güçsüzdür” (Rom. 5:6). Bu yüzden Yuhanna 6:44’te şöyle yazılmıştır: “Beni gönderen Baba onu çekmedikçe hiç kimse Bana gelemez.” Ancak “ışıkta kutsalların mirasına ortak olmaya layık kılınmış” olanlar (Kol. 1:12) ve kutsal kılınanlar, hazırlanmış bir halk için hazırlanmış bir yer olan Cennete girecektir (Yuhanna 14:2). “Kutsallık olmadan hiç kimse Rab’bi göremeyecektir” (İbr. 12:14; Matta 5:8). İnsan, isyanı yüzünden kutsallığını kaybetti; bütünüyle bozuldu ve Tanrı’ya doğrudan karşı olan eğilimlerin ve tutkuların egemenliği altına girdi. İnsanın varlığındaki bozulma öylesine büyük ve bütündür ki, Kutsal Ruh tarafından doğaüstü biçimde yenilenmedikçe asla gerçekten tövbe etmeyecektir. Bir kimsenin Mesih’i Kurtarıcısı olarak sahip olabilmesi için, önce O’nu Rab’bi olarak kabul etmiş olması gerekir (Kol. 2:6; Elç. İşl. 2:36); yani O’nu üzerinde hüküm sürecek Kralı olarak kabul etmesi gerekir. Çünkü Tanrı, kendisine karşı isyanları içinde olan hiç kimseyi kurtarmaz. O’na ve O’nun yetkisine karşı isyanımızı bırakmalı ve O’na, yüreklerimizin tahtını Yöneticimiz olarak vermeliyiz; aksi halde, ikrarımız ne olursa olsun, O bizim Kurtarıcımız değildir.
Birçoğunun anlayışı şu gibi görünmektedir: Mesih insana, onun kabul etmesi için “sunulduğunda”, o da “teslim olduğunda” ve “yüreğini İsa’ya verdiğinde”, Mesih’in kanı o zaman onun günahlarını yıkamak için etkili olacaktır. Ama durum böyle değildir. Bir cesede yiyecek sunmak ne kadar anlamsızsa, bu da öyledir; çünkü Efesliler 2:1-2 bize günahkârların “suçlar ve günahlar içinde ölü” olduklarını söyler, ve elbette “ölü” bir insan Mesih’i kabul edemez ya da Tanrı’nın Ruhu ile işbirliği yapamaz. Gerçekten de, doğal insanın, safça “basit iman” diye adlandırılan herhangi bir eylemi gerçekleştirme gücüne sahip olduğunu ve böylece kurtulabileceğini düşünmek acı bir aldanıştır. Tanrı Sözünün gerçeği şudur ki, herhangi bir insan kurtulmadan önce Tanrı’nın Ruhu’ndan “doğmuş” olmalıdır (Yuhanna 3:8) ve Tanrı’nın yetkisine boyun eğmelidir; aksi halde onun ikrarı değersiz, dini ise boştur.
Günahkârlara, tövbenin zorunlu gerekliliğini üzerlerine bastırmaksızın, “Mesih’i Kurtarıcıları olarak kabul ederek” kurtulmaları yönünde öğüt vermek dürüst değildir ve Tanrı’nın kurtuluş şartlarını çarpıtmaktır; çünkü ilahî hüküm şudur: “Tövbe etmezseniz, hepiniz aynı şekilde mahvolacaksınız” (Luka 13:3). Günahkâr ya tövbe etmelidir ya da mahvolmalıdır; başka bir seçenek yoktur. Ve “herkes günah işlediğine” göre (Rom. 3:23), herkesin “tövbe edip Müjde’ye inanması” gerekir (Markos 1:15); aksi halde “sonsuz yıkımla cezalandırılacaklardır” (2. Selanikliler 1:9). O halde tövbeyi geciktirmek son derece tehlikelidir.
“Yaşama götüren tövbe” (Elçilerin İşleri 11:18), tabiatın bir işi değil, Tanrı’nın Ruhunun lütufkâr bir işidir; yürekte başlar, yeni doğuşta ortaya çıkar, Hristiyan’ın bütün yaşamı boyunca devam eder ve gökte tamamlanır. “Mesih’i kişisel Kurtarıcı olarak kabul etmek”, Tanrı’nın, bir günahkârdan kurtulmadan önce talep ettiği tövbeden çok ama çok uzaktır (bkz. Elçilerin İşleri 17:30). Kurtuluş için “yaşama götüren tövbe”, Rabbimiz İsa Mesih’e iman kadar gereklidir. Hiçbir günahkâr, tövbesiz kaldığı sürece, Tanrı’ya ve O’nun yetkisine karşı isyan içinde kaldığı sürece ve tüm yüreğiyle O’nun Rabliğine boyun eğmediği sürece asla bağışlanmamıştır. Bu, Kutsal Ruh tarafından yürekte oluşturulan, “günahın günahlılığının” (Rom. 7:13), Tanrı’nın hak iddialarını görmezden gelmenin ve O’nun yetkisine meydan okumanın ne kadar korkunç olduğunun kavranışını içerir. Tövbe, günaha karşı kutsal bir dehşet ve nefrettir; onun için derin bir keder, onu Tanrı önünde kırık bir yürekle itiraf etmek ve onu yürekten tamamen terk etmektir. Petrus, Elçilerin İşleri 3:19’da, yapmanız gereken tek şeyin Mesih’i “kişisel Kurtarıcınız” olarak “kabul etmek” olduğunu söylemedi; bunun yerine şöyle dedi: “Bu nedenle tövbe edin ve Tanrı’ya dönün ki, günahlarınız silinsin.” Yukarıdakilerden açıkça anlaşılmaktadır ki, Müjde’ye zihinsel bir onay kimseyi kurtarmayacaktır; Mesih’e iman ettiğine dair boş bir ikrar da kurtarmayacaktır. Nice kişi, vaftiz oldukları, “kendi seçtikleri” bir kiliseye katıldıkları, Rab’bin Sofrası’na iştirak ettikleri için yeniden doğduklarını sanarak kendilerini avutmaktadır; oysa onlarda keskin ve alçaltıcı bir günah bilinci yoktur. Kendilerini Hristiyan saydıkları halde, ruhlarının iyi durumda olduğuna dair boş ve küstah bir güvenle doludurlar; kendi iradelerine ve kendi hoşnutluklarına göre yaşamayı sürdürürken, merhamet umuduyla kendilerini aldatırlar. Oysa doğal insanın ruhsal güçsüzlüğü tam ve bütündür; insan çabaları bakımından onarılamaz ve çaresizdir. Düşmüş insan bütünüyle isteksiz ve acizdir; Tanrı’ya ve O’nun yasasına tamamen karşıdır; bütünüyle kötülüğe eğilimlidir.
Günahkâr, doğal halinde, Mesih’i kişisel Kurtarıcısı olarak kabul etmeye ya da “canının kurtuluşu için iman etmeye” kendi içinde hiçbir güce sahip değildir; ayrıca bunu yapmaya yönelik gerçek bir arzusu ya da niyeti de yoktur. Bunun sebebi, yukarıda da belirtildiği gibi, onun “bedensel düşüncesinin” “Tanrı’ya düşmanlık” olmasıdır (Rom. 8:7). O, “günahın kölesidir” (kelimesi kelimesine: bağlı köle) (Rom. 6:20) ve her şeye gücü yeten “Tanrı’nın kudretiyle” (Luka 9:43) “günahtan özgür kılınmalıdır” (Rom. 6:22). Kendisini kurtarmakta bütünüyle çaresiz olduğu, Yeremya 13:23’te açıkça ortaya konur: “Habeşli derisini, pars beneklerini değiştirebilir mi?” Bunu yapabildiği zaman, “kötülük etmeye alışmış olan da iyilik edebilir.” Günahkârın ruhsal güçsüzlüğü, kendi yüreğinin yozluğundan ve Tanrı’ya karşı kökleşmiş nefretinden başka bir şey değildir. Kendi içinde öylesine çaresiz ve umutsuzdur ki, kurtuluş için Mesih’e doğru tek bir adım bile atamaz. Bu yüzden, eğer bir gün kurtulacaksa, daha “ana rahminden itibaren” Tanrı’ya bırakılmıştır (Mez. 22:10). Dolayısıyla günahkârlara, Mesih’i kişisel Kurtarıcıları olarak kabul etmeye razı oldukları anda Mesih’e gelebileceklerini ima etmek, onları aldatmak ve sahte bir “kurtuluş yolu” içinde desteklemektir. Bu son derece ciddi bir meseledir. Onların, “RAB bulunabilirken O’nu aramaları ve yakınken O’na yakarmaları” gerekir (Yeş. 55:6).
Kutsal Yazı’nın şu buyruğunu yeniden hatırlamaya ne kadar da ihtiyacımız var: “Sağlam sözlerin örneğine sımsıkı sarıl” (2. Tim. 1:13); ve Müjde’yi, mümkün olduğu kadar, “Kutsal Ruh’un öğrettiği sözlerle” sunalım, “insan hikmetinin öğrettiği sözlerle” değil (1. Kor. 2:13). Selah.
Bir başkasının çok yerinde söylediği gibi: “Mesih’in kurtarıcı işi, yani bir canı cehennemden kurtarması, Kurtarıcı’nın insanlar için yaptığı birçok görev ve işten yalnızca biridir. Eğer düğünde vaizin şöyle dediğini duysaydınız: ‘George, elinden tuttuğun Margaret’i yasal nikâhlı aşçın olarak alıyor musun?’ hayret içinde doğrulur ve ne tür bir evlilik yapıldığını merak ederdiniz. Hiçbir vaiz, gelinin kocasına getireceği işe, yeteneğe ya da hizmete dikkat çekmez. Gerçekte koca, karısını onun yapabileceklerinin tümü ve olduğu her şey için alır.
Bununla birlikte, Müjde’yi vaaz ederken, o harika işi yapan Kişi’nin kendisine değil, Kurtarıcı’nın tek bir işine dikkat çekiyoruz. Kutsal Yazı’nın nasıl konuştuğuna bakalım. Yuhanna 1:12’de, ‘Ama O’nu Kurtarıcıları olarak kabul edenlerin hepsine, Tanrı’nın çocukları olma yetkisini verdi’ sözlerini mi buluyoruz? Hayır, ayette ‘Kurtarıcıları olarak’ sözleri yoktur. Yuhanna 3:16’da, ‘O’na kendi kişisel Kurtarıcısı olarak iman eden herkes’ diye mi okuyoruz? Hayır, okumuyoruz. Bu sözler ayette yoktur. Aynı şekilde 1. Yuhanna 5:12’de, Matta 11:28’de vb. de yoktur. Aslında bu ifade hiç geçmez; çünkü Kutsal Ruh, günahkârın dikkatini belirli tek bir işe değil, o işi yapmış ve yapmakta olan o harika ve değerli Kişi’ye yöneltir.
Bu, düğündeki durum gibidir; zengin adamla evlenen gelin… kendisinin onun gelini, onun karısı olduğunu söyler. ‘Onu bankerim olarak aldım’ ya da ‘arkadaşım olarak aldım’ yahut başka bir şey olarak aldım demez. Yıllar boyunca edindiğim tecrübe şudur: Kutsal Kitap’ta bulunmayan bu tür ifadelerle kurtulduğunu söyleyenler, çoğu zaman birkaç hafta ya da birkaç ay sonra ortada bulunmazlar.” (Defender’da Dr. W. L. Wilson). Pink ise şöyle der: “İnsan, değişmez tersliği içinde, Tanrı’nın düzenini tersine çevirmiştir. Modern evanjelizm, kaybolmuş durumlarına dair hiçbir farkındalığı olmayan düşüncesiz dünya insanlarını, ‘Mesih’i kişisel Kurtarıcıları olarak kabul etmeye’ çağırır; ve böyle dönmüş görünen kişilerin kiliseler açısından tatmin edici olmadıkları ortaya çıktığında, bu kez onların Mesih’e Rab olarak ‘kendilerini adamaları’ için özel toplantılar düzenlenir!” Her şeyi “sınamaya” ve “iyi olana sımsıkı sarılmaya” (1. Sel. 5:21) ne kadar da ihtiyacımız var.